Ahmet Sarışın adaylığını, Çeşmealtı'nda açıkladı | Urla Egemen Haber

logo


27 Ağustos 2016

Ahmet Sarışın adaylığını, Çeşmealtı’nda açıkladı

Egemen Urla Yaşam Dergisi’nde yayınlanan röportaj…

 

IMG_1695

Her efsanenin bir kahramanı vardır.

Efsaneleri kahramanlar yaratırlar.

Gürçeşme’de bir gecekonduda dar gelirli bir fırıncının oğlu olarak dünyaya gelen Ahmet Sarışın, bu güçlüklerle dolu yaşamından gerçek bir efsane yarattı.

O, gecekonduda yaşayanların da, Alsancak’ta yaşayanların da gıpta ile baktığı, takdir ettiği, koşup sarılmak için can attığı bir fenomen oldu.

Nasıl başardı bunu Gürçeşmeli Ahmet Sarışın.

Kendi ağzından dinleyeceksiniz, 38 yıldır herkesten sakındığı, her geçen gün daha büyük aşkla bağlandığı eşi Müesser Hanım ile nasıl tanışıp evlendiğini.

Kendisi İbrahim Tatlıses, Müslüm Gürses, Kibariye dinlerken canından çok sevdiği iki kızı Müge ile Duygu’nun nasıl opera sanatçısı olduğunu…

Televizyonda seyrettiği Şehir ve İnsan dizisinden çok etkilenip, “Ben bu şehre belediye başkanı olacağım” deyip bunu nasıl başardığını.

10 yıl Türkiye’nin en büyük ilçesi Konak’ta belediye başkanlığı yaparken nasıl halkın sevgilisi haline geldiğini.

CHP için neler düşündüğünü,

Aziz Kocaoğlu ve diğer belediye başkanları hakkındaki görüşlerini,

Biz sorduk o anlattı.

Hata bazen bizim sormamıza gerek kalmadan birbiri ardına sıraladı iki aşkı ile ilgili anılarını.

Onun iki aşkı vardı.

Ailesi ve İzmir.

İkisi için hep çalıştı.

İki aşkı da onu çok sevdi.

Aşkı karşılıksız kalmadı.

Bugün sokağa çıkıp İzmirlilere “Bir belediye başkanı adı söyle” dediğinizde ilk söylenen isim Ahmet Sarışın olur.

Aslında o efsane yaratmak için çalışmadı.

Ama öyle şeyler yaptı ki İzmir için, efsane kendiliğinden doğdu.

Gelin Egemen Urla Yaşam Dergisi olarak bu efsanenin kahramanı ile yaptığımız söyleşide neler konuşmuşuz bir görelim.

 

Röportaj: Burcu Koçnard – Begüm Gül 

 


IMG_1671– Ahmet Sarışın kimdir

– Ahmet Sarışın 1953 İzmir doğumlu, doğma büyüme İzmir çocuğudur. Ege Üniversitesi İnşaat Fakültesi mezunuyum. Hala büyük bir aşkla sevdiğim Müesser Sarışın ile 38 yıllık evliyim. Biri operacı, diğeri sahne sanatları mezunu ikisi de Güzel Sanatlar Fakültesi mezunu iki kızım var Müge ve Duygu. Müge evlendi ondan bir de torunum var.

1989’da Allah nasip etti bu kentin belediye başkanı oldum. O zaman Konak ilçesi Türkiye’nin en büyük ilçesiydi. Güzelbahçe, Narlıdere, Balçova, Karabağlar, Gaziemir, Konak Belediye sınırları içindeydi. 35 yaşında bu dev kenti yönettim. O dönemde İstanbul’da Bakırköy, Ankara’da Çankaya, İzmir’de de Konak Türkiye’nin en büyük ilçeleriydi. İzmir’de Bornova, Buca Karşıyaka, Konak ve Büyükşehir belediye başkanları vardı sadece.

Ancak, İzmir’in yarısının patronu, sıra dışı bir belediye başkanı dönemi yaşayan Ahmet Sarışın’dı. Şu gün geldiğimiz noktada yine aynı heyecanla siyasete devam eden etkin bir siyasetçi olarak yaşamıma devam eden, gelecekte de yine belediye başkanı olma arzusu taşıyan etkin bir siyasetçiyim.

Bizim siyasetimiz, 1970’li yıllarda okuduğumuz fakültede sol eğilimle başladı. O yıllarda özellikle 1980 sürecinden önce özellikle Rusya’da, Bulgaristan’da, Polonya’da, Romanya’da, Küba’da, Çin’de etkin bir sosyalist hareket vardı.Biz de o dönem sosyalist hareketlerden çok etkilenmiştik. O nedenle sosyalist, solcu bir siyasetçi  Ahmet Sarışın… Ancak gelişen süreçte, Sovyetlerin dağılmasından sonra, Gorbaçov’un yumuşama politikalarından sonra  komünist dünyanın kapitalist düzenle kucaklaşmasından sonra daha farklı değerlendirmeler yapan biri Ahmet Sarışın…

Yılın 6 ayını Urla’da 6 ayını İzmir’de geçiren bir Ahmet Sarışın… Türkiye’ye sevdalı, İzmir’ine sevdalı, Urlasına sevdalı, bir aşk adamı Ahmet Sarışın… Ülkesine, karısına, çocuklarına, yaşadığı bu kente aşık bir halk adamı Ahmet Sarışın…

– Size kim başkan olmayı teklif etti, nasıl başladı bu süreç?IMG_1679

Benim belediye başkanlığı sürecim çok enteresan. 1972’de Buca Mimarlık Mühendislik Yüksek Okulu’nda eğitime başladım. Mühendis olmak en büyük hedefimdi. Tabi bunun alt yapısında yedek subay olarak askerliğimi yapmak ve sevdiğim kızla evlenmek vardı. O yıllarda ben Üzüm Borsası’nda borsacılık yapıyordum. Borsa ajanı olacaktım. Okumayacaktım. Ancak göçmen olan karım bana (Bizde okumayana kız vermezler) dedi. İşte bu nedenle ona kavuşabilmek için Mühendislik Fakültesi’ne gittim ve mühendis oldum. O süreçte 1976’da gani gani rahmet diliyorum saygıyla ellerinden öpüyorum, İhsan Alyanak, bizi belediyeye aldı. Şimdi İzmir milletvekili olan Musa Çam o yıllarda Cumhuriyet Halk Partisi Gençlik Kolları başkanıydı. Mahalle arkadaşımızdı. İzmir’in en güçlü takımı, en eski amatör kulübü Kayaspor’da beraber top oynuyoruz. Musa da takım kaptanımız. O dönemde bana (Beni CHP’ye gençlik kolları başkanı atıyorlar. Birlikte siyaset yapar mıyız?) diye sordu. Ancak o tarihlerde biz Marksist bir dünya görüşüne sahiptik. Yani düzen partilerine karşı bir düşünce adamıydık. Musa’ya dedim ki (Siz bir düzen partisisiniz. Yani halkın içinde olduğu bir partisiniz ama sonuçta sen de bir düzen partisisin) diyerek teklifi kabul etmedim. Ancak daha sonraki süreçte Lenin’in bir kitabı vardı (Din üzerine) diye… Orada Lenin diyor ki (Eğer, burjuvazinin parlamentosunu dağıtacak gücünüz yoksa onun içine girip, partisinde çalışmak zorundasınız.) Bizim de devrimci bir derneğimiz vardı. Orada başkanlık yapıyordum. O dernekteki arkadaşlara bunu anlattım. Dedim ki (İzmir’de silahlı mücadelede bir yere gelebildik mi? ) Sonra kendi aramızda değerlendirmeler yaptık. Ve Musa Çam’ın teklifini kabul ettik. Musa Çam’ın önderliğinde çalışmaya başladık. Bir ay sonra yapılan seçimlerde Musa Çam başkan oldu ben de genel sekreter oldum. Siyaset yaşamım böyle başladı.

IMG_1676

İşte bu dönemde İhsan Alyanak bizi belediyeye aldı. Allah rahmet eylesin, biz halkçılığı, siyaseti, belediyeciliği hep ondan öğrendik. Onun sayesinde evlendik, çoluk çocuk sahibi olduk, evimize ekmek götürebildik. İşte o dönemde Musa Çam etkin bir siyasetçiydi.

Ancak siyasette zaman zaman kopukluklar oluyor. o dönem parti içinde klikleşmeler vardı. Biz Ecevit’in yanında yer aldık. Rahmetli Alyanak sol kanatın temsilcisi olarak Ecevit’in karşısında yer aldı. Alyanak seçimi kazanınca Musa Çam’ı işten attı. Musa ayrıldı, daha sonra CHP iktidar oldu. O ara Tariş’te özel kalem müdürlüğü görevine getirildi. Biz belediyede devam ettik. Seçimlerde yine genel sekreter oldum. Bu arada 21 Eylül 1980 tarihinde yapılacak DİSK Ege Bölge Başkanlığı’na adaylığımı koydum. 12 Eylül eğer 22 Eylül’de yapılmış olsaydı, ben DİSK Ege Bölge Başkanı olarak ömür boyu hapis cezasıyla yargılanacaktım.

Daha sonraki süreçte Musa İsviçre’ye gitti, ben belediyeden ayrıldım kendime mühendislik bürosu kurdum. 1985’te rahmetli Özal imar affı yasası çıkardı.

IMG_1712O dönemde çok güzel paralar kazandım. Evimize daha rahat bakmaya başladık. 1987 yılı başlarında yakın çevremdeki arkadaşlarıma belediye başkanı olmak istediğimi söylemeye başladım. Bir akşam üstü bürodaki ortağım mimar arkadaşıma (1989 seçimlerinde Konak Belediye Başkanlığına aday olmak istiyorum. Bu konuda hepinizden destek bekliyorum) dedim.

Karım PTT’de memurdu. Her akşam ben işten çıktıktan sonra ona uğrar alır, birlikte biraz vakit geçirir sonra eve giderdik. Bir akşam yine uğrayıp aldım ve planımı açıkladım. Karıma, (ben bu yola giriyorum. Senden desteğinin tamamını istiyorum) dedim. Çok şaşırdı ama arkamda olacağını, tam destek vereceğini söyledi. Ertesi gün, iki farklı renkte takım elbise ile eve gittim. Karıma, (Bunları gardıroba koy, başkan olduktan sonra giymeye başlayacağım) dedim.

Anne babam delirdi”

Sonra başkanlık yolunda çalışmalara hızlı ve yoğun bir şekilde başladım. Bu konuda size bir anımı da anlatayım. Bir gün kızımı otomobille okulundan aldım. Eve gelirken de yolda kimi gördüysem el sallayıp selamladım. El salladığım kişiler şaşırıyor, afallıyor ama onlar da bana el sallıyordu. Bu sırada kızım sordu (Baba niye el sallıyorsun herkese) diye. Ben de (Kızım, ben Konak Belediye Başkanı olacağım. İnsanlara bu nedenle el sallıyorum) dedim. Eve geldiğimizde kızım annesine koştu: ‘Anne babam delirdi, yolda herkese ben başkanım diye el salladı’ şikayetinde bulundu.

Sonra oturduk ona anlattık belediye başkanlığı seçimlerinde aday olacağımı, bu nedenle yollarda bu yönde çalışmalar yaparak seçime hazırlık yaptığımızı anlattık.

IMG_1674Bu süreçten sonra bölgemdeki herkesi ziyaret etmeye başladım. Başkan adayı önseçimle belirlenecekti ve 11 rakibim vardı. Rakiplerimizin ziyaret ettiği her eve ben de onlardan sonra gidiyor, hane halkına kendimi anlatıyordum. Bu günlerde aynı eve aynı gün içinde 9 kez gittiğim bile oldu. Bir keresinde, mahalledeki bir komşuya diğer adaylardan birinin gittiğini görünce onun evden çıkmasının ardından hemen kapılarını çaldım. Oturdum, kendimi projelerimi anlattım. (Tamam söz sana oy vereceğiz) dediler ve çıktım. Birkaç dakika sonra başka bir aday geldi, onun da çıkışından sonra yine kapılarını çaldım. Adamlar nezaket icabı yine buyur etti. Biraz oturup sonra kalktım. Saat ilerlemişti. Ama bir başka aday bu aileyi ziyaret için geldiğini öğrendim. Gece saat 01.00… Yine aynı eve gittim, kapıyı çaldım. Adam beni dövse haklı. Aynı gün defalarca kapısını çaldım. En sonunda , (Allah aşkına gelme. Oyumu sana vereceğim söz) dedi. Ben sözü aldım ama içim rahat değil. Bir dakika sonra dayak yeme riskine rağmen yine aynı kapıyı çaldım. Adam bu kez kızgın, (Ahmet söz verdim oyumu sana vereceğim dedim artık gelme bize) isyanında bulundu. Kapı aralığından içeriye kafamı uzatıp, (Yenge sen de söz veriyor musun oyunu bana vereceğine) diyerek karısına seslendim. Kadın içeriden (Söz, oyum senin) dedi ve ben evime dönüp yattım…

Ön seçimi farkla kazandım. Seçimi de farklı kazanarak belediye başkanı oldum.

Ben sanata çok önem veren birisiyim. İzmir benim başkanlık dönemimde heykellerle tanıştı. Kentin pek çok noktasına heykeller yaptırdım. Yeşil alan konularında da pek çok hizmetim oldu. Göreve geldikten sonra paftaları açtırdım, neresi yeşil alan olarak görünüyorsa, o alanları park yaparak vatandaşın hizmetine sundum.

IMG_1670Genel Başkanım Erdal İnönü beni sarhoş zannetti

– Erdal İnönü SHP Genel Başkanıydı. Bir gün İzmir ziyaretinde gün boyu beraber olduk. Sabah Buca’ya gittik açılış için… Tabi vatandaşlarımız benim renkli kişiliğimi bildikleri için törende çalan müzik eşliğinde oyuna kalkmamı istediler. Kalktım zeybek, harmandalı oynadık. Sonra Eşrefpaşa’ya geçtik, burada çiftetelli oynadık. Gürçeşme’de Roman havası falan oynarken Sayın İnönü oturduğu yerden alkışlayarak bizi destekliyordu. Ziyaretler bitti gece partililerle yemeğe katıldık. Orada Erdal Bey elindeki rakı kadehini kaldırıp, ‘Ahmet Sarışın büyük başkan. Enerji dolu, bütün gün halkla iç içe bir tavır sergiledi. Kadehimi onun için kaldırıyorum) dedi. Ben de elimdeki vişne suyu bardağını kaldırdım.

Erdal Bey (Neden içki kadehini kaldırmıyorsun) diye sordu. Ben de (Sayın Genel Başkanım, ben içki kullanmam) deyince, (Ne yani bütün gün o oyunları ayık kafa ile mi oynadın?) diye şaşkınlığını dile getirdi.

IMG_1691– Sıra dışı bir başkanlık yaptınız. Konak ilçesinden başka yerlere de destek verip yardımlarda bulunuyordunuz. 

– Ben Konak Belediye Başkanıydım ama parti gözetmeksizin ihtiyacı olanların da her zaman yardımına koşmuşumdur. Size bir örnek vereyim. Bir gün Selçuk’a bağlı Şirince’de dolaşırken muhtarla karşılaştım. Dedim ki, ”Muhtarım, burası dünyaca ünlü bir yer ama yolların berbat. Yapılacak bir şey varsa yapalım” dedim.

Muhtar, ”Başkanım kimse yardımcı olmuyor” deyince bütün iş makinelerini yolladım Şirince’ye, yaptığımız çalışmaların yanına da (Bu çalışmalar Konak Belediye Başkanı Ahmet Sarışın tarafından yapılmaktadır) ifadesinin bulunduğu tabelalar koyduk. Çalışmalar bitti, yollar yapıldı, bir gün sonra müfettiş geldi. Ben, sınırlarımın dışında başka bir yere hizmet götürmemin kanun dışı bir olay olduğunu biliyorum. Ama bu bir yolsuzluk falan değil ki? Gittim Sayın Valimiz Kutlu Aktaş’ın makamına… (Sayın Valim, ben hizmet götürdüm, müfettiş geldi) dedim. Sayın Valim, (Başkanım, her tarafa çalışmaların senin tarafından yapıldığını gösteren levhalar koymuşsun. Onları kaldır o zaman) dedi. Kaldırdım, soruşturma da kalktı.

– İş makinelerinin üzerine çıkıp çalışmalara katılıyordunuz sık sık…IMG_1740

– Evet, herkes benim şov yaptığımı sanıyordu ama ben gerçekten çalışıyordum. Yine bir anımı anlatayım. Bir gün Gürçeşme’de iş makineleri ile çalışma yapılıyor. Ben de sabahın köründe oradayım. İş makineleri gümbür gümbür çalışıyor. Baktım bir kapıdan aynı zamanda arkadaşım olan Sakal Mustafa çıktı. Belediyemizde çalışıyor o tarihte. Gözleri şiş, yataktan yeni kalkmış işe gidiyor. Takıldım, (Kusura bakma gürültü yaptık, seni uyandırdık) dedim. Yani şunu söylemeye çalışıyorum. Ben erken kalkarım ve işe erken giderim. Sakal Mustafa mesaiye gitmeye hazırlanırken, ben iş makinesinin tepesindeydim. Bu böyle olmalı. Yoksa başkanlık yapamazsın. İşin olduğu yerde olman hem çalışma arkadaşlarımıza doping oluyor hem de sen o bölgenin nabzını tutuyorsun.

IMG_1739– Siyasette öğretmenleriniz kimler oldu?

– Biz o dönemde daha sosyalist bir düşünce içindeydik. Ancak 1977-78 sürecinde Bülent Ecevit’ten çok etkilendik. Özellikle kurultaylarda, Fethiye’de, Aydın’da yaptığı konuşmalarda çok etkilendim. Sosyal demokratlara, demokrasiye bütün gücümle inandım. Üstadımız, pirimiz Bülent Ecevit idi. Sosyal demokrasideki öğretmenimiz Ecevit idi. Yani bize solu, sosyal demokrasiyi, insanlığı öğreten oydu.

Bugün baktığımızda Türkiye muhafazakar, tutucu bir ülke. Dolayısıyla, yüzde 70’lik bir kesim var. Bunlar, hep sağa bakıyor. Mendereslere, Özallara, Erbakanlara, Demirellere Mesut Yılmazlara, Tayyip Erdoğanlara  bakıyor. Fakat bir tek 1977 yılında soldan bir ses geldi. “Ne ezen ne ezilen insanca hakça düzen”, “Toprak işleyenin su kullananın…”

Sağa bakan insanların kafalarını bir anda değiştirdi, ne diyor bu adam diye… İşte bu Bülent Ecevit’tir. Dünyada bir tek Şili’de Allende, Türkiye’de Bülent Ecevit halkın oylarıyla iktidara gelen liderlerdir. Yani bizim siyasetteki liderimiz Bülent Ecevit’tir. Halen Türkiye’de sosyal demokrasiyi, solu sevdirecek bir lider olduğunu düşünmüyorum. Bizim öğretmenimiz her zaman Bülent Ecevit olmuştur.

– Urla’yı tercih etme nedenleriniz neler? Siz Urla Belediye Başkanı olsaydınız neler yapardınız?IMG_1735

– Ben hep Konak’ta yaşayan bir insanım ve hep Konak’ta belediye başkanı olmayı düşündüm. Urla tabi bizim yaşadığımız, yazları geçirdiğimiz bir bölge. Her zaman isterdim bizim belediye başkanlarımız da bizim bilgimizden, liyakatımızdan, kültürümüzden yararlansın. Ama onların böyle bir talepleri olmadı. Başkanlığım döneminde büyük bir belediye başkanı olarak her zaman katkılarım, desteklerim oldu. Asfaltlarını yaptım, parklarını yaptım. Urla’nın parklarını yaptım ben o dönemde. O dönem Urla Belediye Başkanı Bülent Baratalı idi. Başkanlığın ötesinde ağabeyimizdi, dostumuzdu. Sevdiğimiz örnek aldığımız başkanlarımızdan bir tanesiydi. Zaman zaman başkan olmadığı dönemlerde de diyaloğumuz sürdü. Ona katkı koyma adına desteklerimiz hep oldu. Biz Urla’yı yaşanabilecek ikinci yer olarak belirledik. Benim Urla belediye başkanlığı ile ilgili düşüncem hiç bir zaman olmadı.

IMG_1700– Bugünkü siyaseti nasıl değerlendirirsiniz?

– Bugün baktığımızda demokrasi tek bacaklı gidiyor. Ben demokrasiye çok inanan bir adamım ve demokraside iki bacak olması gerekiyor. Yani çok güçlü bir iktidar, Türkiye’nin huzuru, mutluluğu, gelişmesi için ve dünya ülkesi olabilmesi için iki bacak çok önemli. Türkiye’de demokrasinin oturması için kurum ve kuralları mutlaka oturmalı. Bunun için de çok güçlü bir iktidar olması lazım. Türkiye’de çok güçlü bir iktidar var. 2003’ten beri Türkiye’yi yöneten bir lider var. Recep Tayyip Erdoğan güçlü bir iktidar olarak Türkiye’yi yönetiyor.

 

Ama eksiğimiz ne? Güçlü bir muhalefet… IMG_1718

Güçlü bir iktidarın karşı bacağı, demokrasinin olmazsa olmazı güçlü bir muhalefet maalesef yok. Muhalefet güçlü olmalı. CHP güçlü olmalı. Sıra dışı bir muhalefet olmalı, sıra dışı bir Cumhuriyet Halk Partisi olmalı. Muhalefet yeni şeyler söylemeli. Cumhuriyet Halk Partisi yeni şeyler söylemeli. Mevlana’nın çok güzel bir sözü var: Dün dünde kaldı cancazım bugün yeni şeyler söylemek lazım.

Cumhuriyet Halk Partisi halen eskiyle meşgul. Kendini yenilemeli… Kanal İstanbul’u CHP söylemeli, CHP “Anayasa değişmeli demeli”, “Başkanlık sistemi gelmeli” demeli… Bunları Cumhuriyet Halk Partisi söylemeli, arkadan iktidar partisi gelmeli… Ya da öbür partiler gelmeli… CHP, onun bunun eyleminin peşine takıldığı noktada başarılı olma şansını görmüyorum. İşte Gezi eylemleri olmuştur Türkiye’de, benim genel başkanım çıkıyor diyor ki, (Onları alınlarından öpüyorum.) Onlar çocuk, onları sen yönlendireceksin. Biz parti olarak kimsenin peşine takılamayız, biz partiyiz, biz örgütüz… Biz ülke yönetimine talibiz… Biz ülke yönetiminin yanı sıra Ulu Önder Atatürk’ün, (Yurtta sulh, cihanda sulh) sözünün gereği olarak Ortadoğu’da, Avrupa’da, Kafkaslarda, barışı getirmek için misyon yüklü bir partiyiz. Dolayısıyla her eylemcinin peşine takılamayız. Şimdi mesela geçenlerde duyuyorum liseli gençlerin peşine… Hayır… Bunlar doğru şeyler değil… Dolayısıyla demokrasinin o ikinci bacağı olan muhalefet çok güçlü olmalı. Güçlü olmadığı noktada da Türkiye’deki siyasetten çok keyif aldığımı söyleyemiyorum. İnsanların da keyif aldığını söyleyemiyorum. Bugün iktidar var, iktidarın yandaşları mutlu… Çünkü partileri kurulduğu günden beri iktidar… Ama biz sosyal demokratlar mutsuzuz, çünkü iktidar olamıyoruz, iktidar alternatifi olamıyoruz… Dolayısıyla bugünkü siyasetten de sosyal demokratlar keyif almıyor.

IMG_1732– Peki sizin istediğiniz arzuladığınız muhalefet nasıl mümkün olacak?

CHP’NİN DEĞİŞİME İHTİYACI VAR

– Cumhuriyet Halk Partisi bir arayış içinde. Ben genel başkanı seviyorum sevmiyorum meselesi değil bu. Hiç kimsenin idare-i maslahatçılık yapmasına gerek yok.  Sosyal demokratlar eğer biz devrimciyiz diyorlarsa, hiç bir zaman idare-i maslahatçı olamazlar… Bugün geldiğimiz noktada, Cumhuriyet Halk Partisi’nin değişime, dönüşüme ihtiyacı var. Nasıl 1977’lerde Bülent Ecevit çıktı (Bu düzen değişmeli) dedi. Bugün de bu olmalı. Soruyorlar, (Peki kim olacak?) bu çok basit. Genel başkan genel kurulu toplar, aday olmak isteyen arkadaşlar dilekçelerini verir. Aralarından birisi seçilir. Seçime girer, başarılı olursa devam eder başarılı olamazsa da delegasyona teşekkür eder ve yeni bir genel başkan için yine yola çıkılır. Nereye kadar? Başarılı oluncaya kadar. Bugün dünyadaki bütün sosyal demokrat hareketlere hatta liberal hareketlere bile baktığınızda başarılı olamayan genel başkanlar, liderler gidiyor. Biz bu yanlışları aşarsak yepyeni liderlerle sahneye çıkabiliriz. Çünkü insanlar artık solun iktidar olmasını da özlüyor. Özellikle genç kesim artık Cumhuriyet Halk Partisi iktidarını görmek istiyor.

– Peki CHP’deki bu gelişim ve değişim gecikirse, Türkiye’nin kırmızı ve sarı renklerden oluşan haritasında bir değişiklik olur mu?IMG_1763

– Ben karamsar değilim. Nazım Hikmet’in bir sözü var: Diyor ki Nazım, (Ben babamdan ileri, çocuğum benden ileri) Bu anlamda Türkiye’nin geleceği ile ilgili hiçbir kaygım yok. Kendimden pay biçiyorum ben. Benim annem-babam iki tane eğitimsiz insandı. İki tane çocukları var. Ben inşaat mühendisiyim, kardeşim işletmeci. Bizim, ikişer tane çocuğumuz var. Ben on sene belediye başkanlığı yaptım. Yabancı dilim yok. Dünya ile entegrasyonda zorlanıyorum. Ama benim çocuklarımda iki tane üç tane yabancı dil var.

Kardeşimin çocuklarında iki-üç tane yabancı dil var. Çevreme bakıyorum. Ertan Erdek sıradan bir mimar, karısı başarılı bir tarih öğretmeni, çocuklarına bakıyorum, muhteşem başarılı insanlar. BAL mezunu, Boğaziçi mezunu, Amerika’da eğimlerini gördüler, bugün büyük bir bankanın genel müdürlüğünde üst düzey görevleri var. Fakülteden inşaat mühendisi bir arkadaşım var. Fahrettin Demir. Fako’nun eşi öğretmen. Çocukları BAL’da eğitim gördü. Amerika’da eğitim gördü. Bugün NTV’de ekonomi yorumları yapıyor. Çevreme bakıyorum hep böyle. Çocuğum geçen gün bana (Sen beni 11-12 yaşımda Amerika’ya gönderdin) dedi. Bir sürü insan çocuğunu en iyi okullarda yetiştirmeye çalışıyor. Bizim çocukluğumuzda okuma-yazma bilenlerin sayısı azdı. Bugün bakıyoruz her ailede iki-üç yabancı dil bilen insanlar var. Dolayısıyla, bilişimin, telekominikasyonun, bilimin, internetin bu kadar yoğun olduğu, çocuklarımızın bu iletişim araçlarını bu kadar yoğun kullandığı bir ortamda ben ülkemin geleceği ile ilgili katiyen kaygı duymuyorum.

IMG_1755– İzmir iyi yönetiliyor mu?

– İzmir’in iyi yönetildiğini söyleyemem. Burada hiç kimse alınganlık yapmasın. Yapmamalı. Nasıl ki Türkiye’de iktidara adam gibi muhalefet yapamıyorsa Cumhuriyet Halk Partisi, yerelde de yapamıyor. Bu şehir eskiden, sanayide, kültürde bir numaralı dünya kenti idi. Bugün öyle olduğunu söyleyemiyoruz. En azından fuarın çöktüğünü görüyorum. O fuarın çökmesi demek İzmir’in çökmesi demek. Orası ekonominin çok hareketlendiği bir nokta. Bütün dünyadaki gelişmeleri biz o fuardan takip ederdik. Bugün baktığımızda, çevresiyle, ağacıyla, ortamıyla fuarın battığını görüyoruz. İzmir’i de böyle görüyorum. İzmir bütün sorunlarını çözmüş bir şehir diyebilir miyiz? Ulaşım planı yok. O yüzden tramvayı bir Mithatpaşa’ya aldılar, bir Mustafa Kemal Sahil Bulvarı’na… Sonra yine Mithatpaşa’ya aldılar, olmadı yine Mustafa Kemal Sahil Bulvarı’na… Bu karmaşa içinde bir oraya bir buraya alınıp durdu. Sonra karar verdiler Mithatpaşa diye, bu arada Sahil Bulvarı’nda bir düzenleme yaptılar. Sonra yine karar değişti, ama yıkıp dökmüşlerdi sahil bulvarını. Rezil olmayalım diye iki metre ileriye aldılar ve orta refüjdeki o güzelim palmiyeler yok olup gitti. Bugün o tramvaya da çok ihtiyaç olmadığını düşünüyorum. Ben Mustafa Kemal Sahil Bulvarı’nda oturuyorum. Orada ulaşım derdi olmadığını biliyorum. Metro hemen arkamızda, Üçkuyular’da, Poligon’da, Göztepe’de… Hal böyleyken Körfez’de 4-5 tane daha vapur konulup deniz ulaşımından yararlanılsaydı çok daha keyifli olabilirdi. Oraya yapılan milyon dolarlık yatırımla keşke Çeşme’ye kadar raylı sistemle bir ulaşım ağı örülmüş olsaydı. IMG_1683

Eskiden İzmir’e Adana’dan, Kayseri’den Konya’dan yüzlerce insan çalışmaya gelirdi. Ama şimdi durum farklı. İki kızım ikisi de İstanbul’da. Arkadaşlarımın çocukları da İstanbul’da. Hal böyleyken İzmir’den insanlar çalışmak için İstanbul’a gidiyorsa, İzmir’in iyi yönetildiğinden bahsetmek doğru olmaz… Aziz Bey benim dostum. Diğer belediye başkanları da benim dostlarım. Ama ben idare-i maslahatçılık yapmak için iyi yönetiliyor diyemem. Çünkü ben kendi kendimi kandırmış olurum.

Onların gönüllerini almak için de bu lafları etmem. Onların da kendilerine biraz daha çeki düzen vermeleri gerekir. Özellikle Binali Bey’in Başbakan olmasından sonra sosyal demokrat parti CHP’nin başarılı olmasında daha büyük sıkıntı olabilir. Çünkü daha büyük iddialarla gelecektir.

Bu nedenle, Aziz Bey, Binali Bey Başbakanlığa geldiği gün bütün belediye başkanlarını, bütün düşünce gücünü hemen toplayıp, yeni yatırımlar yapması lazımdı.

Şimdi Karşıyaka ile İnciraltı’nı bütünleştirecek bir geçiş projesi var. Bu yapıldıktan sonra. Manisa tünelleri açıldıktan sonra bizim işimiz daha da zor olacak. Dolayısıyla hemen bugün Aziz Bey yeni projeler gündeme getirmeli. Çünkü Binali Bey durmuyor. Bir proje daha, bir proje daha söyleyecek… Bizim buradaki liderimiz Aziz Bey. Dolayısıyla, yeni projeler üretip karşı atağa geçecek olan kişi de Aziz Bey. Belediye başkanlarımız da, çimen, çiçek, böcek edebiyatından, çalgı, çengi muhabbetinden vazgeçip, bir tarafa bırakıp ciddi çalışmalar yapması gerekiyor. Yani, Binali Bey’in koyduğu her projeye karşı proje koyarak seçimleri kazanabiliriz. Yoksa gelecekte sıkıntımız olacak.

IMG_1744– Aziz Bey İzmir yatırımları konusunda merkezi yönetimin, projelere ket vurmasından, dosyaları bekletmesinden yakınıyor? Bu ne derece etkili?

– Ben bunun çok doğru olmadığını düşünüyorum. Hiç böyle bir mantık yok. Aziz bey şanssız bir dönem yaşadı, parti hiç iktidar olmadı. Ama ben hem iktidarken, hem de muhalefet iken başkanlık yaptım. Kendi iktidarımdan bir lira geldiğini hatırlamıyorum. Yani hükümet niye para versin ki? Yani bugün hükümetten para isteyen Büyükşehir belediye başkanları, çıkarıp ilçe belediyelerine para veriyor mu? İlçe belediye başkanları muhtarlara para veriyor mu? Herkesin kendi bir geliri var, o gelirin karşılığında da yatırımları var. Çünkü yasada belirlenmiş, kim nereden ne kadar para alacak hepsi yasada belli. Bugün Aziz Bey’den ya da sosyal demokrat belediye başkanı arkadaşlardan bu yakınmaları duyuyoruz. Ama Eskişehir’in belediye başkanı hiç yakınmıyor, hiç böyle bir şey söylemiyor. Ama yapıyor. Bakıyorsun resimlerine kentin, Venedik zannediyorsun. Şişli Belediye Başkanı yapıyor. Hiç isyan etmiyor. Bunlar da CHP’li başkanlar. Ama yapıyorlar.

Ben biliyorum ki Sayın Binali Bey de diğer bakanlar da İzmir için gereken yardımı yapıyorlar. Bu olay insanın bilgisiyle kaim bir olay. Yani kadronu kurmadıkça başarılı olamazsın. Ben bugün Büyükşehir’in genel sekreterinin kim olduğunu bilmiyorum. İlçe belediyelerinden çıkmalı kentin yöneticileri. Ben buradayım demeli. Bugün Aziz Bey’in başkan olup olmayacağı tartışılıyor. “Ben yokum” diyor. Ama arkasından kimin olacağı belli değil. İzmir’in belediye başkanlarından birisi çıkıp (Ben buradayım, işte parklar, kanallar, yatırımlar. Büyükşehire talibim) diyebilecek kimse yok. AK Parti iktidarının en önemli başarılarından biri de kent yenileme projeleridir. Bugün pek çok ilde kent yenileme faaliyetleri başlamasına rağmen İzmir’de adım atılmamıştır. İzmir’de bunu yapacak müteahhitler var… Onlar hazır. Ama arkalarında güvenebilecekleri isim, bir belediye başkanı yok.

İZMİR HAYAL KIRIKLIĞI YARATTIIMG_1668

Ankara’ya gidiyorsunuz şimdi, o beğenmediğiniz Melih Gökçek, Ankara’yı bir batı başkenti yaptı. Benim dünürüm Ankaralı. Kızımı istemeye geldiler, sordum (İzmir’i nasıl buldun?) diye. (Üzülerek söyleyeyim ki büyük hayal kırıklığı yaşadım) dedi. (İzmir sosyal demokratların kalesi, solun kalesi. Ben öyle bir İzmir hayal ettim ki, parklarıyla, yollarıyla, yeşil alanlarıyla… Ama geldiğimde şaşırdım, üzüldüm) dedi. Hiç kompleks yapılmasına da gerek yok. Sakın bu söylemlerime de belediye başkanları alınmasın. Belediye başkanlarımız Aziz Bey’in aracına binsinler, bir kez Yeşildere yolunu kullanıp havaalanına gidip gelsinler. Sonra bir kez de Eşrefpaşa yolunu kullanarak Konak’a gidip gelsinler. Elle tutulur bir yer yok. Niye bunu yapmazsınız? Eskiizmir’de, Gürçeşme’de, Gültepe’de neden kentsel dönüşüm başlamadı?  Neden bunları yapmazsınız? Geçenlerde İzmir’in 1/100000’lik planları yapıldı. İnciraltı mesela… Biz Ali Bey’le birlikte aynı dönem seçilme şansımız olsaydı, oraya milyar dolarlık yatırımcılar getirecektik. Mesela AlaçatıPort yapıldı. Muhittin Başkanı kutluyorum. Biz de İnciraltı için böyle bir proje hazırlamıştık. Şimdi diyorlar ya milyon dolarlık yarlerimiz diye biz milyar dolarlık yapacaktık o arazi sahiplerini. Yabancılar o İnciraltı’na gemileriyle yatlarıyla gelecekti.

Araziler milyar dolara satılacaktı. O bölgede bor madeni nedeniyle tarım öldü. Kanallarla insanları şehrin içine kadar sokmak mümkün olacaktı o projeyle. O araziler değerlendirilmeli. Ama yapmadılar. Bunlar olmayınca İzmir gelişiyor, büyüyor diyemeyiz…

Geçenlerde Aziz bey borçsuz belediyeyiz diye övünüyordu. Ben de gururlandım ama iş yapmazsan tabi borcun olmaz. Ben dünya kadar borçluydum başkanken, ama dünya kadar da iş yaptım. Benden sonra başkan olan Erdal İzgi, (İş yapılmadan parası ödenmiş) diye bağırdı durdu. Ama incelemelerde işin doğrusu ortaya çıktı. Hiç bir yapılmayan işe para ödendiği saptanamadı. Erdal İzgi de o projeleri tamamladı, paraları da çatır çatır ödedi.

Ben iddia ediyorum ki, benden daha iyi iki tane belediye başkanı var. Rahmetli Osman Kibar, rahmetli İhsan Alyanak… Şu anda yaşayan Sayın Burhan Özfatura ve Sayın Yüksel Çakmur… Onlar büyükşehiri yönettikleri için… Onun dışında Ahmet Sarışın ayarında belediye başkanı yok… Şu andaki belediye başkanlarının bir çoğunu ben yetiştirdim zaten. Bir çok bürokratı da ben yetiştirdim. Peki neden bunlar patlama yapamıyor diye soracak olursanız, at sahibine göre kişner… Muhittin Selvitopu ile birlikte çalıştım. Bana 3 bin tane konutun alt yapısını yaptı ama bugün 3 tane konut yapmıyor belediye başkanı olarak. Yapmalı Muhittin bunları. Neden yapmıyor? Bendeki liderlik kabiliyeti onu çalıştırıyordu. Hüseyin  Mutlu Akpınar’ı da ben işe aldım. Gaziemir Belediye Başkanı Halil İbrahim Şenol’u ben işe aldım. Muhittin Selvitopu benim yardımcımdı.

IMG_1772– Bir dönem AK Parti adayı oldunuz?

– AK Parti olayı çok enteresan. 2004’te belediye başkan adayı olarak Ankara’ya gittiğimde Eşref Erden benim genel başkan yardımcımdı. Kendisini ziyarete gittik. (Ahmetcim hiç buralarda oyalanma. Git meclis üyesi listeni yap, Konak adayımız sensin) dedi. Biz, Mehmet Sevigen’in odasına yerleştik, her gece Genel Başkanımız Deniz Baykal makamından çıkarken onu uğurluyor, sonra da çalışmaya devam ediyorduk. Sinan Yerlikaya, Mahmut Alınak falan partiyi biz kapatıyorduk her gece. 15 gün boyunca hep böyle oldu. İki gün sonra Merkez Karar Yürütme Kurulu’nun toplantısı var. Bu toplantı sonrasında belediye başkan adayları ilan edilecekti. O gün Mehmet Sevigen’in odasında çay içecektik. Dedim ki (Ben Genel Başkanıma merhaba diyeyim sen de çayları söyle)… Yukarıya çıktım Bülent Tanla ve Ahmet Piriştina Genel Başkanımız ile konuşuyordu. Genel Başkanımla çok soğuk bir görüşme ve öpüşme yaptık. Döndüm geldim Mehmet Sevigen’e (Bak yukarıda Piriştina var. Genel Başkanım da çok soğuk davrandı. Yukarıya çık. Başımızı sıkıntıya sokmasın) dedim. Gitti geldi dedi ki, (Ben Ahmet Sarışın’la çalışamam. Bir tek Konak’ı bana bırakın)… İşte bu olay Ahmet Sarışın’ın kırılma noktası… Ben biliyorum. Benim şanım uymaz Ahmet Piriştina’ya. Ben içki içmem, gece yaşantım yoktur. Ben sokak siyasetçisiyim. Ben fakirle, sanayici ile esnafla birlikte olacağım, onlara dokunacağım. Ben düğüne gideceğim, derneğe gideceğim. Ben onların yaptığı gibi içki masalarında saatlerce vakit harcayamam. Bu olayda Deniz Baykal tercihini Piriştina’dan yana kullandı. Benim yerime o güne kadar parti içinde olmayan Dilara Ersözlü diye bir vatandaşı atadılar. Hayatının hiç bir evresinde genel başkanı havaalanında karşılamayan birini başkan adayı olarak atadı Baykal… Ertesi sabah Adnan Keskin’i aradım. (Sayın genel başkan yardımcım, kim bu atanan kişi, kim bu Piriştina… Partide bu kadar etkisi ne) diye sordum. Dedi ki (Hiç oyalanma. Murat Karayalçın seni arayacaktı. Ara hemen kendisini bizim adayımızsın. İstifa et, sen SHP’nin adayısın) dedi… Böylelikle benim SHP adaylığım başladı. Daha sonra orada bir yanlış uygulama ile adaylığımı düşürdüler. Genel Sekreter Önder Sav’ın hilesi ile beni liste dışı bıraktılar. O süreçte Nükhet Hanım (Hotar) bir haber gönderdi. Oturduk bir yerde bir kahve içtik. Bana adaylık teklif etti. (Ben, Atatürkçü, sosyal demokrat, solcu bir adamım. Bu sizi rahatsız etmezse, AK Parti’de siyaset yapmak beni rahatsız etmez) dedim. Nükhet Hanım da (senin bu özelliklerin bizi rahatsız etmez) dedi. Daha sonra ön seçime girdim. Konak İlçe Başkanı benden yana tavır aldı. İl Başkanlığı Ahmet Sarışın dedi. Ön seçime girdim karşıma rakip çıkmadı. Ve aday oldum. Seçimi kaybedince de AK Parti’de fazla kalmadım ve ayrıldım.

IMG_1685– 2019 seçimleri için hedefiniz nedir?

– AK Parti’den istifa ettikten sonra CHP kurultayına katıldım. O kurultay’da Sayın Kılıçdaroğlu elini havaya kaldırdı, (Benim adım Kemal. Korku imparatorluğunu yıkmaya geldim. Bundan sonra Cumhuriyet Halk Partisi’nde her koltuk için ön seçim olacak, yarış olacak) dedi. Salon alkıştan yıkıldı.

CHP yıllar sonra özüne dönmüştü. CHP çalışan, yarışan insanların partisi olacaktı. CHP diyor ki, insan hakları, demokrasi, özgürlükler, seçme ve seçilme hakkı, özgür bir birey… Ben bu yüzden CHP’deyim. Kemal Bey bunları söyledi ama bunları yapmadı. İlk seçimde bütün adaylar ön seçimsiz belirlendi. Kemal Bey kendi atadı. O dönemde Sayın Muharrem İnce’nin Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi bir isyanı oldu. (Ben Genel Başkan Yardımcısıyım. Cumhurbaşkanı adayımız kim bilmiyorum) dedi. Genelde CHP tabanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Ya Allah Bismillah’ diyerek kurdele kesmesinden rahatsız olurken, bizim adayımız daha ileri gitti ve (Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla) diyerek kurdele kesti. 27 sene El Ensar Üniversitesinde okumuş, bize yabancı bir adam… Kemal Bey o zaman dedi ki (Tıpış tıpış gelip oy vereceksiniz)… Gelmem… Tıpış tıpış da oy vermem…

Bugün CHP’deki en büyük rahatsızlıklardan bir tanesi, gelişmemesi, büyümemesi için en büyük engel, parti içindeki antidemokratik uygulamalardı. Ancak son seçimde kısmen de olsa bu giderildi. Fakat bir hanımefendi listeye getirildi. İkinci bölge listesine… Sanki İzmir’de hiç kadın siyasetçi yokmuş gibi iki kadın aday getirildi. Kimdir bunlar? Kimse tanımaz… Geçenlerde Zekeriya Mutlu başkanımı ziyarete gittik. Mutlu, (Kendilerine sordum, efendim sizi Basmane’de bıraksak Konak’ı bulabilir misiniz diye sordum) dedi. Yanıtları çok ilginç olmuş… (Efendim, navigasyon var) demişler… Yani bunlar navigasyon milletvekilleri…

İşte bu yapı CHP’de rahatsızlıklar yaratıyor. Ön seçim yoklamalarında Musa Çam’ın birinci olması sevindirici.

Şimdi 2019 seçimleri için kesin inancım şudur ki CHP, belediye başkanlıkları için kesinlikle ön seçimsiz tercih yapmayacaktır. Ön seçimde de ben aday olacağım. Kimse, (Gittin, geldin, yaşlandın) gibi şeyler söylemesin. Kimse seçme ve seçilme hakkımı elimden almaya kalkmasın. Bana çok kızıyorlarsa, kendi aday olacak, çok kızıyorsa oy vermeyecek. Benim nasıl aday olma hakkım varsa, insanların da bana oy verme ya da vermeme hakları var. “Çekil” demeye, dedikodu yapmaya kimsenin hakkı yok.

Diyorsan ki Ahmet Sarışın bu kentte belediye başkanlığını iyi yapar o zaman oyunu vereceksin, yok yapamaz diyorsan vermeyeceksin. Geçmişte iki dönem kandırıldım. Gittim paramı yatırdım ama ön seçimsiz atamayla saf dışı bırakıldım.

Şimdi, 2019’da ön seçimli bir tercih olacağına inanarak başkanlığa aday olacağım. Ekim-kasımda İzmir’e döndüğümde, 1986’da çalışmaya nasıl başladıysam yine başlayacağım. Kapı kapı dolaşıp kendimi ve projelerimi anlatacağım. Doğrularımı anlatacağım, yanlışlarımı anlatacağım

– Milletvekilliği için hiç girişiminiz olmadı. IMG_1730

– 1994’te milletvekili olabilirdim. Karımdan çocuklarımdan ayrı kalamam. Belediye başkanı olduğum kadar mutlu olmazdım. İki dönem milletvekili olan arkadaşım var. Çıksınlar bakalım sokağa vatandaşlarım onları mı beni mi tanıyacak? Ben Gürçeşme’den fakir bir ailenin çocuğu olarak belediye başkanı oldum. İki dönem yaptım. Ne oldu? Bitti. Ama ben ertesi gün karalar bağlayıp ağıtlar yakmadım. Seçimi kaybettikten sonra bir gün ilçe başkanım Ersoy Dinç’le Kordon’da yürüyoruz. Bana, (Ya sen ne biçim bir adamsın. Başkanlığı kaybettin, hareketlerinde hiç değişiklik olmadı. Yine başkan olduğun günlerdeki gibi gülüyorsun, yine aynı yaşam sevinci içindesin) dedi. Baba dedim. Saltanatlıklar yıkılıyor, devletler yok oluyor. Ben başkanlığa ömür boyu anlaşmasıyla gelmedim ki. Bu bir bayrak yarışıdır. Kazanırsam da kaybedersem de Ahmet Sarışın çizgisini, karakterini bozmaz… Buradan herkese sesleniyorum. Dünya çok güzel. Bunun keyfini yaşayın. Kimsenin selini sırrını kaşımayın. Sıradan insan olamayın. Sıra dışı insan olun…

IMG_1722İZMİR KULÜPLERİ ŞAHLANACAK

– Uzun yıllar Kayaspor’da futbol oynadım. Futbol sevdalısı bir insanım. O süreçte gerilediğimizi gördüm. Bir gün Altaylı Akif’in jübilesine gittim. Bizim hayranlıkla izlediğimiz Akif’in jübilesinde 300 kişi vardı. Buna çok üzüldüm ve orada kendi kendime dedim ki, bir gün başkan olursam, İzmir kulüplerine yardımcı olacağım, İzmir kulüplerinin iddialı kadrolar kurup Süper Lig’e çıkması için çaba göstereceğim, dedim. Başkan olduktan sonra İzmir kulüp başkanlarını davet ettim. (Büyük düşünelim, iyi kadro kuralım) önerisinde bulundum. Diğer kulüp yetkilileri paralarının olmadığını söyledi, Göztepe ise neler yapabiliriz diye konuya sıcak baktı. Bir süre üzerinde çalıştık. Sonra ben atlayıp İstanbul’a gittim. Arif ve Kovaçeviç’i Alp Yalman’dan istedim. Alp Bey, (Bir milyon verin alın) dedi. Paramız o kadar yok. Ergun Beyi aradım. (Tamam ben Alp’i arıyorum, iki futbolcuyu size versinler) dedi. 300 bine anlaştık. O gün üstü açık bir otomobil ile Arif ve Kovaçeviç’i havaalanından mahşeri bir kalabalıkla aldık. Bütün şehri bir kaç kez turladık. İki gün sonra da Fatih Terim hocamızla anlaştık. Bunlar çok güzel şeylerdi. Benden sonra belediye başkanları spora gereken önemi vermediler.

Etiketler: » » »
Share
#

SENDE YORUM YAZ