Ana Sayfa Genel Burçin Özoğlu bu hafta vizyona girecek filmleri değerlendirdi

Burçin Özoğlu bu hafta vizyona girecek filmleri değerlendirdi

46
0
Burçin Özoğlu

Bu hafta vizyona girecek filmler arasında western-gerilim-dram türündeki Brimstone dikkat çekici. Filmin başrollerini Dakota Fanning, Guy Pearce ve Kit Harington paylaşıyor. Yönetmen ve senarist ise Martin Koolhoven.

Liz, kocası ve çocuklarıyla sakin bir çiftlik hayatı yaşamaktayken; bir gün kasabaya bir din adamı gelir ve kabus dolu günler başlar. Liz ve bu din adamının bir geçmişi vardır ve intikam duygusu artık her şeyin üstündedir.

Film, son sahne ile başlıyor ve bizi her bölümde geçmişe götürüyor. Geçmişe gittikçe, olay örgüsünü çözmeye başlıyoruz ve insan zihninde yanlış yorumlanan dinin, özellikle kadınlar üzerindeki yıkıcı etkisine şahit oluyoruz. Bunda Guy Pearce’in sergilediği müthiş performansın etkisi çok büyük.

Çağlar boyunca din baskısının, masum birçok insanın hayatını kararttığını; erkek egemen toplumlarda, kadına yönelik şiddetin büyük yıkımlara yol açtığını biliyoruz. Bu filmde de baskının, cehaletin, cinsel sapkınlığın, ahlak eksikliğinin insanlara nasıl zarar verdiğini aktarmış Martin Koolhoven. İzlerken gerileceğiniz ve fazlaca söveceğiniz bir film Brimstone.

Son zamanlarda beni en çok etkileyen dizilerden biri The Handmaid’s Tale. Başrolünde Elisabeth Moss yer alıyor ve inanılmaz bir performans sergiliyor. Bu yıl Emmy ödülünü alacağına eminim. Dizinin diğer oyuncuları, ayrı ayrı çok başarılı ve hepsi rollerinin hakkını sonuna kadar veriyor.

Margaret Atwood’un 1985 yılında basılan, Türkçe adıyla “Damızlık Kızın Öyküsü” adlı kitabından uyarlama olan The Handmaid’s Tale, ABD’nin parçası olan Gilead distopyasındaki totaliter toplum hayatını anlatıyor bize. Çevresel felaketler, radyasyon gibi faktörlerle kadınlar doğurganlığını kaybetmeye başlıyor ve kalan az sayıdaki doğurgan kadın, rütbeli askerlere ve onların eşlerine, cinsel birer köle olarak veriliyor.

Yayınlandığı ilk günden itibaren ses getiren dizide; birkaç terör saldırısı, ardından gelen sıkı yönetim ve bir anda değişen yasalarla kurulan dikta rejiminin kadınları nasıl tutsak ettiğini izliyoruz. Çalışan, modern, ailesi olan, özgür kadınlar evlerinden ve iş yerlerinden koparılıp, bilmedikleri bir sistemin içinde buluyorlar kendilerini. Artık ne aileleri, ne işleri, ne de ait oldukları bir toplum var. Onlar Gilead distopyasında, tek görevleri doğurmak olan “damızlık kadınlar”…

Elisabeth Moss, June/Offred karakterine hayat veriyor ve diziyi onun gözünden izliyoruz. İsyan etmeye çalışan, ama en ağır cezalarla bastırılan; okumasına, yazmasına, müzik dinlemesine, haz duymasına, sorgulamasına asla izin verilmeyen kadınların mücadelesine tanık oluyoruz. Bu korku imparatorluğundaki en dikkat çekici unsur; kadınları eğiten ve baskılayan görevlilerin, yine bastırılmış kadınlardan oluşması.

Her ülke vatandaşının kendi toplumundan bir parça bulacağı bir dizi Damızlık Kızın Öyküsü; özgürlüklerin kısıtlandığı, sorgulamanın yok edilmeye çalışıldığı, insanın değersizleştirildiği diktatoryal bir yeni dünya düzeni.. Görmezden gelindiği, sessiz kalındığı takdirde; toplumların nasıl değişeceğine dair müthiş bir anlatı..

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir