Ana Sayfa Galeri Hayatını yazsa, gerçekten roman olur

Hayatını yazsa, gerçekten roman olur

188
0
img_3300-576-x-864
Zekeriya Yıldırım

Pera Otel’in sahibi, Peraspor’un kurucusu Zekeriya Yıldırım, inişlerle, çıkışlarla dolu hayatını Egemen Urla Yaşam’a anlattı

İskele’de Pera Otel var. Hemen denizin dibinde… Odanın camından elinizi uzatsanız, denize ulaşabileceğiniz kadar Leb-i Derya… İçine girdiğinizde, ‘Yanlışlıkla müzeye mi girdim’ diye tereddüt edeceğiniz şekilde özenle döşenmiş… Ambiansı mükemmel, sunumlar şahane… Servis ‘On numara’…

Bunların hepsi çok güzel de röportajımızın konusu otel değil tabii ki… Sahibi Zekeriya Yıldırım söyleşimizin ana kahramanı… Hani derler ya, ‘Hayatımı yazsam roman olur’ diye… Zekeriya Bey yazsa, emin olun ki roman serisi olur…

Hayatı hırs içinde geçmiş… Ama öyle katım, yatım olsun cinsinden değil. Yakınlarının engellemelerine karşın hayatı başarma adına hırs… İlkokul mezunu olarak düşmüş yola… Yemediği dayak, kaybetmediği para kalmamış. ‘Bugün isteseler, Hilton için her şeyimi veririm’ demesi, laftan değil. Bugünlere, Hilton sayesinde geldiğinin de tam bilincinde…

İş dünyasının duayeni Rahmi Koç’a, şimdi bir telefon kadar yakın, Türkiye’nin unutulmaz ‘Bir numaraları’ Süleyman Demirel, Turgut Özal, Tansu Çiller, hep çevresinde bulundurmuşlar Zekeriya Beyi… Onlar da hep taktir etmiş ‘Komilikten gelip, şimdi 3 otel sahibi’ olma başarısını…

Zekeriya Yıldırım - Rahmi Koç
Zekeriya Yıldırım – Rahmi Koç

Hayatı dolu dolu yaşamış. İki evlilik yapmış ama şimdi bekar… Üç çocuğuna iyi bir gelecek bırakma uğraşının yanı sıra, ülkenin geleceğine de iyi bir koleksiyoner olarak katkı koymuş. Daktilo, terazi, dikiş makinesi gibi antika tutkusunun objeleri süslüyor otelinin duvarlarını…

Spora merakını da geçen yıl Peraspor’u kurup, takımı Kadınlar Basketbol Ligi’nde mücadele ettirmesinden, kulübe binlerce lira akıtmasından biliyoruz. Sanat ise onun bir başka yaşam şekli.

Köyden kaçarak çıkıp, yıllarca Ankara ve İstanbul gibi insanı yutmaya hazır büyükşehirlerde direneceksin ve sonunda başarıp, ‘Yendim seni İstanbul’ diye bağıracaksın…

Urla Pera Otel
Urla Pera Otel

Bu kaç kişiye nasip olur ki hayatta? Zekeriya Yıldırım’a olmuş. Anlattıklarını ağzımız açık dinledik. Bu kadarı da olmaz dedik kendi kendimize. Zekeriya Bey, o hoş sohbet anlatımı ile sıraladı hayatını…Dergiyi hazırlarken bu röportajın yazımını en sona bırakmamızın nedeni de henüz şaşkınlığımızın geçmemiş olmasıydı.

Buyurun şimdi, Zekeriya Bey’in, pek çok kişiye ders olabilecek hayat hikayesini okuyun şaşkınlıkla:

– Zekeriya Bey, nasıl başladı hikayeniz?

– İlkokulu köyümde okudum. Sonra Öğretmen Okulunu kazandım. Gittim gitmesine de, o yıllar anarşi yıllarıydı. Her gün olay çıkınca beni daha birinci sınıftayken aldılar okuldan. Köye döndüm, verdiler önüme inekleri, gösterdiler merayı. Başladım, köyün yaşlı kadınları ile birlikte inek gütmeye. Ama bunu kabullenemiyorum. Nineleri, bana evden verilen azıkları vererek ikna ettim. İnekleri sabah onlara bırakıyorum, ben yaylaya gidip, arkadaşlarla top oynuyorum. Akşamüzeri gelip alıyorum ninelerden hayvanları. Bu süreci babamın fark etmesi uzun sürmedi. Feci dayak yedim. Yine gütmeye devam bir süre. Sonra, Kurban Bayramı yaklaşırken dayım İstanbul’a kurbanlık götürmek için bir kamyon getirtti. Kurbanlar yüklendikten sonra kamyonun arkasına gizlice atladım. Yolda mola verdiklerinde indim araçtan, dayıma dedim ki, ‘Dedem sana kızmaz. Zeki benim yanımda, İstanbul’a gidiyoruz’ de. Dayım afalladı ama yapacak bir şey yok. Köyden uzaklaşalı çok olmuş. Araçta bulunan bir yakınımı indirdi, Köye geri gönderip, olayı dedeme anlatmasını istedi. İşte benim maceram böyle başladı.

– İstanbul’a gidince ne oldu?img_5377-240-x-180

– Dayımın bir dükkanı vardı Hasköy’de. Bir tarafı börekçi, diğer taraf da şekerci… Ben 12 yaşındayım o zamanlar… Sabahları 5’te kalkıyorum. Dükkana gidiyorum. Börekler hazırlanıyor. Müşteriler de gelmeye başlıyor. Tabi bu arada ben dayımlarda kalıyorum. Dayımın evinde fazla oda yok. Ben kuzenimle yatak paylaşıyorum. O benden daha iri yapılı olduğu, yaşı da biraz büyük olduğu için yatakta bana çok az yer kalıyor ama başka yapacak bir şey yok. Günler böyle geçiyor, ben börekçide kendimi paralıyorum ama bana erilen para yok. Parayı babam alıyor. Bu arada, babam da İstanbul’da Halıcıoğlu’nda bir fırında ekmek ustası olarak çalışıyor. Bizim ailede anne tarafımız pastacı, baba tarafımız da fırıncı. Dükkanda benden büyük iki kişi daha çalışıyor. Bir gün onlara ‘Ne kadar maaş alıyorsunuz’ diye sordum. İkisi de kulağımı çekip suratıma şaplağı patlattı: ‘Büyüklere maaşı sorulmaz, ayıp’ diye. Onların bir eniştesi vardı. Ayağında rugan ayakkabıları, üzerinde kılıç gibi takım elbisesi, altında bir tane sıfır murat 124’le gelip gidiyordu dükkana. Bir gün maaşlarını sorduğum abiler, eniştelerinin de olduğu bir ortamda yanlarına çağırıp, ‘Bize sorduğunu enişteye sor bakalım’ dediler. Enişte Çiçek Pasajı’nda şef garson. Sene 1975-1976. Çok para kazanmak istiyorum bu nedenle senin yaptığın işte ne kadar para kazanılıyor öğrenmek istiyorum dedim. Maaşını söyledi, şaşırdım, beni de alsana yanına dedim. ‘Bizim işimiz zor gece işi dedi.  Ama sen bir torpil bulabilirsen Sheraton veya Hilton Oteli’ne komi olarak girmeye çalış. Oradakiler benden de çok para alıyor’ dedi.

– Tam da ‘Bam Telinize’ basmış

img_5378-180-x-240– Evet, o andan itibaren otelcilik girdi kafama. Börekçide işe devam ediyorum ama aklımda sürekli otel var. Bir gün dayımın oğlu ile soğan soyma meselesi yüzünden kavga ettik. Boks antrenmanlarına gidiyordu. Fakat ben de karakucak güreşçi olduğumdan kafasını tutup sıkıştırdım. Pes mi diye sordum, pes deyince de bıraktım. O anda bana bir yumruk yapıştırdı.Dayımın ortağı Ömer abi beni o halde görünce ‘Ne oldu’ diye sordu. Ben de anlattım. Tam o sırada dükkanın önünden geçen birine seslendi. Adama, ‘Bak bu benim yeğenim. Yarından itibaren sana gelecek, bunu çok iyi bir boksör yapacaksın’ dedi. Meğer boks antrenörüymüş. Benim boks serüvenim de böylelikle başladı.3 ay eğitim aldım. Sonra maçlar başladı ve ilk maçta karşıma dayımın oğlunu çıkardılar. Beni bir güzel dövdü. Suratımın dağınık halini babam görünce, bir dayak da ondan yedim. Çünkü boks yaptığımı bilmiyordu. Ben yine gizlice boksa devam ettim. 3. maçımda yine karşıma dayı oğlunu çıkardı hocam. Ama bunu bilerek yapmış. Artık onu dövecek düzeye geldiğim için yapmış. Maça çıktık ve onu bu kez ben feci şekilde dövdüm. Bu maçta dayımın oğlunun suratını dağıttığım için evde huzur kaçtı. Artık bana herkes kötü davranıyor. Ömer abi huzursuzluk büyümesin diye beni kendi evine aldı. Ben bu arada boksa devam ediyorum. Halıcıoğlu’nda bir sinemada gösteri maçına çıktım. O gün karşıma kim çıktıysa devirdim. Gün sonunda zaman zaman bizimle antrenmanlara çıkan Milli Boksör İzzet Erdem, ‘Seni Tekelspor’a alacağız’ dedi. Durumu Ömer abiye anlattım. Onun da arkadaşları varmış Tekel’e girdim sonra. Bu arada börekçiden ayrıldım ve Cevizli’de amcamla beraber pastanede çalıştım. Ben hem bu dükkanda çalışıyorum, hem de Tekelspor’da boks antrenmanlarına katılıyorum. Bu sırada Orhan Ayhan gazetede beni yazmış. Yıllardır takip ettiğim bu çocuk çok iyi. Türk Milli Takımı 63.5 kilodaki boksörünü buldu falan yazmış. Bu yazıyı da bizim mahalledeki birisi okumuş, gazeteyi getirip babamın önüne koymuş, ‘Senin çocuk gazetelere çıktı’ diye. Babamın okuma yazması yok. Katlayıp koymuş cebine. Akşam üzeri bizim dükkana geldi, gazeteyi önüme atıp, başladı dövmeye. Ben de bilmiyorum gazetede ne yazdığını. Babam otoriter biri, ‘Ne yapmışım’ diye soramıyorum. Neyse, yedim dayağı, sonra gazeteyi okudum, beni methediyor. Ama o günlerde sıradan insanlar kötü bir şey yapmadıkça gazeteye çıkamadığı için babam da böyle düşünmüş. Sonra yumuşamaya başladı ama bu kez de amcam devreye girdi. İşyerinde eleman eksikliği doğacak diye babama beni boksa göndermemesi konusunda işlemiş. O dönemde 63.5 kiloda dövüşen Tekel’in 2 boksörü de sakatlanınca en iyi aday ben kalmıştım. Genç takımdan (A) Milli Takıma seçilmiştim. Yaşım 18’i doldurmadığı için babamın vekaleti gerekiyordu. Amcam sayesinde babam izin vermediği için de benim Tekel ve boks yaşamım da bitmiş oldu.

– Umutlar tükeniyor mu, pes ediyor musunuz otelcilik hedefine?img_5550-465-x-767

– Hayır, şans yardım etti. Ben hep otel için arayış içindeyim. Bu sırada bir akrabamın bir otelde personel müdürünün sekreteri olduğunu öğrendim. Gittim, komi arıyorlarmış. Ama kadrolu değil. İş oldukça çağıracaklar. Babamı akrabalarım ikna etti, 1980 yılında İstanbul Hilton’a ekstra komi olarak işe başladım.  İlk etapta 6 aylık mesleki eğitim sonrasında kominin komisi olarak salona girmeyi başardım. 1984 yılında askerliğimi bitirip Hilton’daki işime geri döndüm. Sözleşmeli olarak işe başladım. Bu arada haftada 3 gün beceri, yetenek ve mesleki eğitimler alıyorduk. Bu dönemde otelin kadrolu garsonlarının benim 4-5 katım maaş aldıklarını görmek bizi ileriye yönelik motive ediyordu. Bu kadroya geçmek için yabancı dil bilme şartı vardı. Hemen bir kurs yazıldım. Ama maaşımı babama verdiğim için kursu nasıl ödeyeceğimi düşünürken, bir arkadaşımın kemer sattığını öğrendim. Bir miktar kemer aldım, Eminönü’nde bir esnafa girdim. Deri giysiler satıyor. İçeri girdiğimde müşteri ile ilgileniyordu. Ben de kasanın yanındaki sandalyeye oturdum. Bu sırada içeriye Maliyeciler girdi. Baktım dükkan sahibinin yüzü bozuldu. Belli ki defterlerinde bir eksiklik var. Masaya baktım defterler açık bir şekilde duruyor. Maliyecilerin başka tarafa baktığı bir anda masanın üstündeki hesap defterlerini alıp, poşetime attım. ‘Abi ben pasajda birine bakıp geleceğim’ diye seslenip çıktım. Pasaj girişinde Maliyecilerin çıkmasını bekledim. Sonra da dükkana geri gittim. Ama korkuyorum dükkan sahibinin tepkisinden. Niye defterleri alıp gidiyorsun diye kızarsa benim kemer işi yatacak. Daha içeriye girerken adam boynuma atıldı. ‘Beni cezadan kurtardın’ diyerek sarılıp öptü. Meğer Maliyecilere defterler muhasebecide dediğinde sonra geliriz diyerek gidiyorlarmış. Kemer sattığımı anlattım. Hemen sekreterini çağırdı, ‘Kızım bundan sonra kemerleri Zeki’den alacağız’ talimatı verdi. Ben aylarca o dükkana kemer satıp, çuvalla para kazandım. Hilton’da çalışmaya devam ediyorum, kemer satıyorum, dil kursuna gidiyorum ve de liseyi dışarıdan bitirme sınavlarına giriyorum. Bunca yoğunluk arasında otelde çalışırken bir şey fark ettim. Bizim arkadaşlar, Polonya’dan gelen turistlerin yanlarında getirdiği ve bir zamanlar bavul ticareti olarak bilinen eşyaları düşük paraya alıp, bunları satıyorlar. Ben de başladım. Turistlerden 1 dolara alıyorum, 10 dolara müşteriye satıyorum. Çok tatlı para. O kadar çok para kazanıyorum ki, her gece bir eğlence merkezindeyiz. Ama hırsım tükenmiyor. Bir kız arkadaşla çıkmaya başladım. Kız, Derimod firmasında tezgahtar. Bir gün yanında otururken aklıma bu firmanın yaptığı ürünlerin taklidini yapmak geldi. Tabi kıza bunu söyleyemedim, bir arkadaşa hediye alacağım ama bir kaç tane götüreyim, o seçsin dedim ve 3-4 tane deri ceket aldım. Hemen derici bir arkadaşıma gidip modellerini çıkarttım. Sonra onları beğenmedi diye kız arkadaşıma iade ettim. Başladım bu kez fason deri üretmeye. Ama aynen o ünlü firmanın modelleri. Tek eksiği, üzerinde marka etiketi olmaması. Bu işten de çok büyük paralar kazandım. Hilton Oteli’ndeki görevimde de yükseldim bu sırada. Beni Balo Salonu Çavuşu yaptılar. Sabancılar, Koçlar, siyasiler, Cumhurbaşkanları geliyor, hepsini ben karşılıyor, ben uğurluyorum. Bir de benim o zaman başlayan spor araba tutkum oluştu. Üstü açık bir otomobil aldım. Rahmetli Sakıp Sabancı ile aram çok iyi idi. Haftada bir gün onların evine gidip servis yapardım.

1988 yılında Ankara Hilton’un açılışı ile Ankara’ya transfer oldum. Restoran garson olarak çalışmaya başladım. Ama İstanbul’da aldığımız paranın dörtte birini alıyorduk. Ve bundan hiç kimse mutlu değildi, bundan dolayı da otele sendika girdi. Sendika faaliyetlerinde aktif değildim çünkü sendikayı sevmezdim. Bize İstanbul’da yaptıklarından dolayı. Otel içinde sendika çok güçlüydü. İstediklerini yükseltip, istediklerini pasifize ediyorlar. Beni de kara listeye almışlar, otelde yüksek görevlerde eksik var. Benim adım gündeme geldiğinde istemiyorlar, yükselemiyorum. Ama şans bu ya o yıl Antalya’da yeni bir otel açıldı ve Ankara Hilton’un ziyafet kadrosu oraya transfer oldu. Bu da benim için bir fırsat oldu. Otel yönetimi benim bu operasyonun başına şef garson olarak geçmemi istediler. Fakat buna sendika engel oluyordu. Bu dönemde bana sendikanın karışmadığı müdüriyet kadrosundan bana ziyafet operasyon müdürü görevi verdiler. Bir anda garsonluktan müdürlüğe terfi etmiş oldum. Bu da yıllardır sendikalar yüzünden alamadığım pozisyonlarımın telafisi oldu. Bunu da o dönemki Yiyecek İçecek Müdürümüz Çetin Şekercioğlu ve İstanbul Hilton’dan İsmail Özkılıç’a borçluyum.

– Hedefe ulaştınız yani?

img_3323-864-x-576– Evet ama tam olarak değil. Benim hedefim daha yükseklerde. Ama bunun için yüksek okul mezunu olmam lazım. Amerika’da AHMA (Amerikan Hotel Motel Assosetion) isimli bir açık öğretim fakültesine bir kaç arkadaşımın referansı ile yazıldım. Kayıtlar yapıldı. Sınav soruları, otelimizde önemli pozisyonlarda bulunan iki yabancı müdürü seçerek okula gönderdim. Sorular onlara geliyor. Beni imtihan ediyorlar. Evrakları onlar okula gönderiyorlar. İşte böyle bir sistem. 3. sınıfa kadar okudum, sonra sendikanın baskıları yüzünden Ankara Hilton’daki görevimden istifaya zorlandım. Ve ben okulu bıraktım. Çünkü Hilton’la koordineli çalışan bir okuldu. 1991 yılında Hilton’dan ayrıldım. 1992 yılında Türkiye’de ilk kez açılan Mövenpick Otel’de Yiyecek-İçecek Müdür Yardımcısı olarak işe başladım.

Bu arada kardeşimle ortak bir ticarete başladım. Otel ve ticaret yürümediği için özel işlerimizi kardeşime bıraktım. 1997 yılında otelden ayrılıp kendi işimin başına geldiğimde gördüğüm manzara beni şoke etti. Biz batmıştık. Yıllarca biriktirdiğim bütün mal varlığımı satarak bu borç batağından kurtuldum. Bir süre boşta kaldım. Sonra bir Alman Bankası’nın Genel Müdürlüğü’nde üst düzey misafirlere ikram ve ağırlama departmanı kurarak koordinatör olarak göreve başladım. Bu işim de 7 yıl sürdü. Sonra bu banka Türkiye’den çekilme kararı aldı. Ve ben daha sonra Nişantaşı’nda bir restoran işletmesi aldım. 1.5 sene kadar orayı işlettim ve mekan satıldı. Daha sonra Dawidoff Cafe’nin Türkiye’deki ilk konseptini kurarak, Kapalı Çarşı’da açtım. Bu işte de ortaklardan bir tanesinin kurnazlığı yüzünden işletmeyi iki yıl sonra kapatmak zorunda kaldık.

– Urla’yı nereden buldunuz?img_3327-864-x-576

– Ben Urla’ya 1991 yılından beri geliyorum. Ama benim hayalim Göcek’te hotel açmaktı. Sonra baktık ki orada sezon 3 ay ve vazgeçtik. Sonra 2008 yılında bir vesile ile Urla’ya geldim. Bu otel yeri boştu ve sahibini buldum, kiraladım. Böylelikle Urla’ya yerleşmiş oldum. Urla’ya gelmeden önce araştırdım potansiyeli ne, yatak kapasitesi ne konumda… Biraz riskli göründü bu bina. Mal sahibi satmak istedi önce, ama kiraladık burayı. Dört duvardı burası yıktık ve çok masraf yaptım. Ama hala adam olmadı. Deniz kenarında olmanın cezası çok büyük . 7 yıl oldu hala uğraşıyoruz. En iyi olmaya çalışıyoruz. Biz bir profil oluşturduk, müşterilerimizi seçiyoruz. Fiyat politikamız, otelcilik anlayışımız, buraya gelen müşteri kalitesi, kaymakam, belediye başkanı, vali, bakanlar, milletvekilleri… İstanbul’dan inanılmaz bir çevremiz var. Ünlüler geliyor. Rahmi Koç geliyor. Türkiye’nin en ünlü şirketleri ile çalışıyoruz. Şirketlerin butik toplantılarında yemeklerini servis ediyor ve ağırlıyoruz.

– Devlet büyükleri ile aranız nasıldı?

img_5382-180-x-320– Ankara Hilton’da protokoller aşamasında çok kişilerle diyaloglarımız oldu. Süleyman Demirel gelirdi  ‘’Zekeriyacım, dayın nasıl? Selam söyle” der diyalogumuz biterdi. Aslında çok samimi davranırdı ama özel sohbetlerde çok konuşmayı sevmezdi. Ama Turgut Özal, ‘’Merhaba Zekeriya nasılsın? Nasıl gidiyor? ‘’ derdi. bana otelcilik terimleri ile ilgili sorular sorardı. Özal’ın bana karşı inanılmaz yakınlığı vardı, kol kola gezerdik. Özal’dan bir şey isteyip de zengin olmayan tek adam benim.

– Hilton’un yaşamınızda özel bir yeri var

– Benim hayatımda  her şey Hilton’dur. Bugün Hilton, senin otelin % 70’ini bana vereceksin dese  hemen veririm. Çünkü ben oradan kazandım, beni yaratan Hilton. Yemeyi, içmeyi, ahlakı, kültürü, insan ilişkilerini hep orada öğrendim. Toplum içerisinde bana inanılmaz katkı verdi. Hilton bizi hep eğitti, bizi eğitirken bir garson nasıl olur diye yetiştirmedi. Nasıl iyi insan olunur, nasıl toplumda kaliteli ve ahlaklı, karakterli bir insan olunur, nasıl lider olunur? Bunların derslerini hep verdiler. Alanlar aldı, almayanlar almadı.

– Mankenlik denemeniz de var.

– Bizim otelin girişinde bir butik vardı. Orada manken bir çocuk vardı. Gözlük reklamlarında, defilelerde hep onu kullanırlardı. Ben de ona imreniyordum. Ben de manken olmak istiyorum diye yardım istedim ondan. Bütün kızlar onun peşinde. Bizim otelin hakla ilişkiler müdürü vardı Günseli Başar. Ona mankenlik kursuna gitmek istediğimi söyledim ve hemen Başak Gürsoy’a telefon açtı ve kursa başladım. Bir gün Hilton’da Vakko’nun defilesi var. Vitali Hakko’nun Fransa’dan getirdiği mankenler boykot etmişler, defileye çıkmıyorlar. Lobide Bay Vitali ve Günseli Hanım yeni bir kadro oluşturmak için çalışıyorlardı. Beni gördüklerinde çağırıp ‘Defileye sen de çıkacaksın’ dediler. Sonra yönetimden izin alarak beni defileye çıkardılar. Vakko beni çok beğendi ve sözleşme imzaladık. Vakko’nun mankeni oldum. Ama ömrüm 6 ay falan sürdü.

– Türkiye’nin sayılı koleksiyonerleri arasındasınız

img-20160908-wa0001-240-x-320– Bu merak 1986 yıllarında başladı. İstanbul Hilton’da büyük müzayedeler yapılırdı. Merak burada başladı. Önce bakır sahanlar toplamaya başladım. Baktım ki bilinçsizce yanlış şeyler topluyorum. Sonra radyolar toplamaya başladım. Şu anda Türkiye’nin en iyi koleksiyonerleri arasındayım. Rahmi Koç bile geliyor diyor ki ‘mükemmel bir koleksiyonun var. Bunu hafife alma’ diyor. 250 civarında koleksiyon parçam var. Dikiş makinesi, daktilo, terazi, aykırı objeler…

–  Keşke şunlarda şöyle olsaydı dediğiniz neler var?

– Maddi açıdan yanlış yaptığımı söyleyebilirim. Ticaret hayatımda ise; ben insanlara çok güvendim.  Yanlış kişilerle yola çıkmanın cezasını çok çektim. Sadece iki evliliğimde yanlış yaptığımı düşünürüm. Çünkü birincisinde aile istediği için bir evlilik oldu, ikincisi de yanlış bir evlilikti. Neden pişmanım diyorum? Ben çocuklarımın büyüdüklerini göremedim, onlarla beraber büyüyemedim. Çünkü onlar çok küçükken biz ayrıldık. Ben çocuklarımla son 7-8 yıldır beraberim. Şimdi 33, 30 ve 27 yaşında çocuklarım. O bende keşkedir. Mutlu bir yuvanın insanın hayatında önemli bir rol oynadığını gördüm.img-20160908-wa0003-240-x-320

Keşke Hilton Oteli bizi eğitirken, yetiştirirken, bize hayatın bu penceresini de gösterseydi. Bize hep en iyi vermeye, en iyi yapmayı öğretti. Ama hiç bize nasıl kazık yenir, bunlardan kendinizi nasıl koruyabilirsini öğretmedi. Ben şu ana kadar çok kazık yemeyerek buralara gelmiş olsaydım, şu anda 1-2 tane 5 yıldızlı otelim olurdu.

– Şimdiki hedefleriniz neler?

– İzmir ve Bursa’da birer butik otelim var. Batum’da bir otel inşaatı devam ediyor. İşletmesi inşallah bizim olacak. Şimdi de hedefim İstanbul’da Bomonti’de bir otel. Görüşmelerimiz devam ediyor.

– Urla’ya 5 yıldızlı otel gerekli mi?

– Gerekmez çünkü Urla mimari olarak 5 yıldızlı otele izin vermiyor.  İkincisi biz burada küçük oteller olarak bile hala iyi bir dolululuk oranına sahip değiliz. Maalesef 5 yıldızlı oteli barındıracak, ayakta tutabilecek müşteri profili oluşmuyor. Misafir Urla’ya niye gelsin. Dünyanın en güzel doğasına sahip, temiz havasına sahip bu bölgede kumsal ve plajın olmaması gelmemelerindeki en büyük sebep. Ve bu yüzden bölgede kimse böyle büyük bir yatırım riskine girmez. Buranın rüzgarı ve dalgası insanları ürkütüyor. Ama butik oteller olsun. Çünkü 5 yıldızlı otelin getirdiği müşteri ile butik otelin getirdiği müşteri kalitesi çok farklı. Bizler insanların kendilerini kendi evlerinde hissetmelerini sağlamaya çalışıyoruz. Urla’ya kaliteli insanların gelmesini istiyorum. Dünyanın en güzel balıkçı restoranlarına sahip olan bu bölge, günlük deniz ürünleri ve yörenin doğal ot çeşitleri ile ayrı bir cazibe merkezi haline gelmiştir.

img_3297-864-x-576– Peraspor’u kurdunuz geçen yıl.

– Ben spor ve sanata çok büyük önem veriyorum. Sporun içinden gelmem ayrı bir faktör. Geçtiğimiz yıl Bayanlar Basketbol Ligi’nde mücadele edebilecek kapasitede bir ekip oluşturduk. Bazı nedenlerden dolayı hedefimize ulaşamadık. Ama sonuçta Urla sporuna bir katkımız oldu. Bu yıl lige katılmama kararı verdik. Kulüp şu an faal ama karşılaşmalara katılmayacağız. Seneye daha güçlü bir şekilde ortaya çıkmayı hedefliyoruz.

NOT: Röportajın devamı önümüzdeki sayılarda yayınlanacak

 

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir