Ana Sayfa Galeri İskele’nin 38 yıllık kanayan yarası: SİT

İskele’nin 38 yıllık kanayan yarası: SİT

211
0

Egemen Urla Yaşam Dergisi’nde yayınlanan röportaj

715Her şey 1978’de, yani tam 38 yıl önce bir arkeoloğun Urla’da inceleme yapmak istemesiyle başladı. O tarihte vurulan ilk kazma 38 yıl boyunca pek çok Urla’lının kaderini de çizmiş oldu. Klazomenai Antik Kenti’nin ilk bulguları, İskele Mahallesi’nde arsası, arazisi, evi olanları, yıllarca çözüme kavuşturulamayacak bir sorun yumağının içine çekip aldı. Kahrından ölenler, iflas edenler, yuvası dağılanlar, tarlasına ürün dikti diye Ağır Ceza Mahkemeleri’nde yargılananlar, evini boyattığı için hakim karşısına çıkıp hapis cezası alanlar, 1978 yılından bu yana SİT derdinin kurbanları arasında tarihteki yerlerini aldı.

38 yıl önce 1., 2.ve 3. Derece Arkeolojik SİT olarak belirlenen İskele bölgesinde yaşayanların kabusu haline gelen sorun, bugün de ilk günkü gibi belirsiz, ilk günkü gibi çözümsüz bir yara olmaktan öteye bir adım gidemedi. İskele’de doğup, o topraklarda yıllarca tarım sektöründe ekmek yiyenler, şimdi tarlalarına, arazilerine bir fidan bile dikemiyor, 70-80 yıllık evlerine bir çivi çakamıyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ‘Kamulaştırma’ hamlesi ise kaplumbağa hızına bile yetişemiyor. 1999 yılında başlatılan kamulaştırma işlemlerinde şu ana kadar küçük parselleri için dava açan 2 kişi paralarını alabilme mutluluğuna ulaştı. Onlarca dava ise arazi sahipleri lehine sonuçlanmasına karşın, bakanlığın ‘Bütçemiz uygun değil’ gerekçesiyle kamulaştırma bedelleri ödenmediği için mağduriyetler bir türlü giderilemiyor.

Bunlar olayın mağdur tarafındakilerin yaşadıkları. Olayın bir başka önemli boyutu ise SİT ilan edilen bölgede yapılan kazılar. Kazı ekibi, stajyer öğrenciler, Kazı Heyeti’nin liderleri Hayat Erkanal, Güven Bakır ve Urla’nın üst düzey yetkilileri dışında bu kazılardan elde edilen tarihi eserleri duymuş da değil, görmüş de değil. 38 yıldır yapılan kazıların Urla’ya turizm açısından kazandırdığı tek kuruşluk avantaj da yok. Yani, 38 yıldır devam eden ancak her yıl sadece kazıların yapılmadığı kış dönemlerinde hava koşullarının yarattığı tahribatı temizlemekle geçiren kazı ekibinin İskele Limantepe mevkisindeki çalışmalarında kazı derinliği 2-3 metreyi aşamadı. Bu nedenle de ne bir tanıtım ne de bir enformasyon işlemi gerçekleşmedi. Dolayısıyla Klazomenia Antik Kenti için Urla’ya tek bir turist gelmiyor. Urla Belediyesi’nin restore ettirip turizme kazandırdığı Antik Zeytinyağı İşliği, bölgenin elle tutulur tek tarihi eseri olarak işlev görüyor.677

Peki, 38 yıldır kanayan bu yara nedeniyle mağdur olan İskele halkı ne istiyor? Nasıl bir süreç bekliyor? Yerel yönetimden beklentileri neler? Bu soruları SİT mağdurlarına yönelttik. Ağız birliği yapmışcasına tek çözüm önerisinde birleştiler: Belediye bu sorunun çözümünde öncü olmalı, mağduriyetleri giderici çözüm alternatifleri üretmeli…

İlk durağımız, İskele’de yıllarca Gül Sineması’nı işleten, arazileri SİT kapsamına alındığı için üzüntüden yaşamını yitiren Rahmetli Feride Gül’ün yeğeni Ahmet Gül oldu. Ahmet Bey, gözleri buğulandı, bir anısını anlatarak başladı ‘SİT’ hikayesine:

”Babam Turan Gül, yıllarca devlet memurluğu yaptı. SİT kararı sonrası, bakanlık hakkında kamulaştırma davası açmayı teklif ettiğimizde bize kızdı. ‘Ben yıllarca devlet memurluğu yaptım. Şimdi devletime karşı dava açamam. Ben, buna izin vermem’ diyerek bizi engelledi. İşte biz vatandaş olarak bu düşüncedeyken, bu kadar milliyetçi ülkesine devletine bağlı bir bireyken,  devlet 38 yıldır bizi elsiz, kolsuz, ayaksız bıraktı. Bu mu karşılığı, bu mu ülkesini devletini sevmenin, bağlı olmanın karşılığı? İskele’nin en güzel, en değerli topraklarına sahipken, 38 yıldır mağduriyetimiz önlenmedi. Arsamızı kullanamıyor, binalarımıza çivi çakamıyoruz, kamulaştırma ücretini alamıyoruz. ”

Gül, hikayenin başlangıcını da ilginç bir örnekle anlattı:

709”Güven Bakır Hoca, bir gün geliyor. Babaannem tarlada. Diyor ki, (Teyze tarlanda biraz kazı yapabilir miyim.  Burada tarihi eser var çok değerlenecek) Babaannem tepki veriyor, istemiyor. Ancak Güven Hoca bir kaç saat sonra elinde nescafe ile geri geliyor (Hadi kahve içelim tekrar konuşalım) diyor. Babaannem misafirperver biri olduğundan içeriye buyur ediyor. İşte o kahve bizim geleceğimizi belirliyor. Oysa Güven Hoca’nın kapısını çaldığı pek çok kişi kabul etmedi ve onların arazilerinde hiçbir kazı çalışması yapılamadı.”

”Bir de SİT’in bu bölgeye verdiği zarar var. İskele’de bir yerde su şebekesi patlıyor, patlağa müdahale edilemiyor. Çünkü Anıtlar Kurulu izin vermiyor. Su günlerce boşa akıyor. Geçenlerde bir yangın oldu. İki dükkan üç araç yandı. Yangın elektrik tellerinden çıktı. Rüzgarda kopan teller yangına neden oldu. Elektrik telleri yeraltına alınamıyor. Çünkü Anıtlar Kurulu SİT nedeniyle İskele’de kazı yapılmasına izin vermiyor. Yani bu tek başına bile İskele için büyük bir sorun.

Belediye bu konuda öncü olmalı. İskele’ye yönelik çözüm önerisi sunmalı. Bu kadar vatandaşın mağduriyetini önlemeli. Bu bölgeye sadece konteyner izni mi verilecek, sadece ahşap yapı izni mi verilecek bu yönde bir çözüm önerisinde bulunmalı. Şöyle geriye dönüp bir bakarsak, Bülent Baratalı, Selçuk Karaosmanoğlu, Sibel Uyar üç başkan değişti. Her birisi de 15’er 20’şer yıl başkanlık yaptı. Ama bizim bu sorunumuza el atan çözüm arayan biri olmadı. 38 yıldır kazı yapılıyor İskelemize günübirlik ziyarete gelen misafirlerimize gelin şurası bizim tarihimiz diyebileceğimiz bir yer yok.”

”Ama, bu bölgeyi bir inceleyin. Arkası olan, zengin, nüfusu olan birileri, SİT bölgesinin göbeğindeki arsasına dev malikaneler yapabiliyor. Bu çifte standart neden? Benim fakir, gariban ya da siyasi geçmişi olmayan vatandaşım bir oda ekledi diye evine, 7,5 yıl hapis cezası alıyor. Ben bu çifte standarta kahroluyorum. Her yıl aynı yeri kazıp, tarihi ortaya çıkarmadan, bunun ilçe olarak nemasına kavuşmadan sadece SİT kardeşim yasak anlayışına çıldırıyorum. ”

755Arkeologlar için cennet İskele için bir rezalet!

SİT mağdurlarının bir başka örneği de İskele’de Gül Sülalesi ya da Biberler olarak tanınan ailenin ferdi, Avukat Engin Onay. Engin Hanıma bir dokunduk bin ah işittik:

”SİT konusunu, yaşadığımız mağduriyeti anlatmaya günler haftalar yetmez. Ama böyle bir konuyu gündeme getirme çabanız için teşekkür ederim öncelikle.  Yaşadığımız sorunu bir cümle ile özetlememiz gerekirse, SİT, arkeologlar için cennet, İskele için bir rezalet diyebiliriz. Aslında SİT nedeniyle yapılaşmanın durması, inşaat yoğunluğunun kısıtlanması benim kişisel olarak hoşuma gidiyor. Ancak, bölgedeki sorunların bu yüzden çözülememesi, bizim varlığımızı unutmaları, mağdurları SİT sorunuyla baş başa bırakıp kimsenin bu sorunla ilgilenmemesini hazmedemiyorum. Klazomenia Antik Kenti sayesinde İskele’nin ne kazandığı bir kimlik var ne de bu yönde olumlu bir katkısı oluyor. Bu kazılar sadece arkeologları memnun ediyor. Vatandaşlar olarak isyanımızı (Geçmiş, geleceğimizi ipotek altına aldı) cümlesiyle daha net bir şekilde anlatabilirim. Yerel yönetimden beklentimiz sadece bize ve 38 yıllık sorunumuza artık sahip çıkmalarıdır.”

Arkeologtan acı itiraf

Avukat Engin Onay, İskele’de yaşanan SİT dramını, geçtiğimiz yıl konuştuğu bir arkeoloğun cümleleriyle gözler önüne serdi:

”Biz bu bölgede yapılabilecek her kazıyı yaptık. Klazomenai kentinin tüm bulgularına ulaştık. Sınırları çizdik, verileri sağlamlaştırdık. Artık bu saatten sonra burada kazıyı sürdürmek gereksiz!”

Bu cümleleri, yıllarını arkeolojiye vermiş bir uzman söyledi. Bunun üzerine laf konuşmamak gerekir. Kazıların sürmesi Urla’ya bir şey kazandırmayacak. Eğer tamamen gün ışığına çıkarılması hedefleniyor, bu bölgenin tamamen turizme kazandırılması planlanıyorsa, o zaman buna göre davranılmalı. Göstermelik kazılarla yöre insanlarının hayatları ile oynanmamalı!’

 

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir