Ana Sayfa Galeri Kendilerini tarihi araştırmaya adamış bir grup insan

Kendilerini tarihi araştırmaya adamış bir grup insan

0
119

resim 9360 Derece Tarih Araştırmaları Derneği

Urla İskele’sinde Limantepe’nin ucunda çevrili alanı hepiniz en az bir kere görmüşsünüzdür… Marangozhane deseniz değil, özel mülk deseniz hiç değil!

O bölge; kendilerine tarih araştırmalarını misyon edinmiş bir grup iyi insanın yer aldığı 360 Derece Tarih Araştırmaları Derneği’nin faaliyet gösterdiği kutsal bir alan!

Kutsal bir alan diyoruz çünkü; yapılan araştırmalar ve işlemler, hepimize gelecek için bir ufuk açacak çalışmalar… Biz de bu bölgenin yaratıcıları derneğin başkanı, arkeolog ve kaptan Osman Erkurt ile proje koordinatörü Mualla Erkurt’u konuk ettik sayfalarımıza…

Osman ve Mualla Hocalarımızın anlattıkları ile şaşırdık, elde ettikleri başarılarla gurur duyduk. Eminiz ki keyifle okuyacağınız bir söyleşi oldu…

Röportaj: Burcu Koçnard

– Derneğinizin kuruluş amacı nedir, misyonu nedir?

Tarih ve arkeoloji bizler için çok önemli. Deniz deseniz tam bir tutku. Bu iki merak bir araya gelince, bir de Anadolu ve onu çevreleyen  denizlerin  sahibi iseniz,  yapacak o kadar çok iş var ki.

Hayatımızı idame ettirmek için yaptığımız işlerin dışında, gelecek kuşaklara ışık tutacak, bilime ve insanlığa belki de yeni bir bilgi kazandıracak işlerde yapmalıyız, diye düşündük.  Değişik mesleklerden arkadaşımızla bir araya geldik.  2004 yılında 360 Derece Tarih Araştırmaları Derneği’ni kurduk. 360 Derece dedik çünkü; çalıştığımız konulara tüm yönleriyle bakabilmek ana prensibimiz. İzmir-Urla’da, konuşmaktan öteye üretmeye, konuştuklarımızı elle tutulur hale getirmeye başladık.

Anadolu’nun tarihi önemi uzun zamandır unutuldu. Tarihle bağlarımızın koptuğu,  yaşadığımız toprakların geçmiş değerlerini (bilenler için bile) unuttuğumuz,  ama esas olarak,  yeni yetişen nesillerin bunları hiç bilmediği bir dönemdeyiz.

Deniz tarihi ve arkeolojisiyle ilgili üniversiteler ve konu ile ilgili kurumlarla beraber bilimsel temellerini projeler oluşturuyoruz. Her projenin danışman kadroları oluyor. Biz bunlara canlandırma projeleri diyoruz. Projelerimizle deneysel arkeoloji adına araştırmalar yapıyoruz. Proje sonunda deneyimlerimizin kitap ya da makale olarak yayınlanması bizler için çok önemli. Projelerimizin belgesel filmlerini çekiyoruz. Geriye kalan kitap ve belgesel film.

Amacımız ve hedefimiz, projelerimizle, ülkemizin tarih ve arkeolojisini önce kendi insanımıza, sonra da dünyaya anlatmak ve tanıtmak. Yeni bir bakış açısı getirmek.  İnsanlık tarihinin başladığı bu topraklar maalesef uzun zamandır en şanssız dönemini yaşıyor. Ama bizler kaderciliği bırakıp önümüze, denizcilerin dediği gibi pruvamıza bakıyoruz.

Resim 2 resim 12– Klazomenai’nin Urla için önemi nedir?

Klazomenai 12 İon Kentinin en önemli yerleşimlerinden.  Dönemini temsil eden önemli bir yapıya, yağhaneye sahip. Bu da ticaretin önemli olduğunu gösteriyor. Bu değerlerin Urla’nın hem tarihi hem de turizmi açısından çok önemli katkısı var. Ama bunları iyi değerlendirmek gerekiyor.

 

 

– Projelerinizden bahseder misiniz ?Urla’dan çıkıp İstanbul, Bodrum, Kıbrıs, Akdeniz ve Güney Avrupa kıyılarında yolculuklar yaptınız, neler deneyimlediniz, neler yaşadınız? 

2004 yılından bu yana bir çok proje yaptık. Bunlardan bahsetmek isterim.

İlk projemiz Uluburun II Reanimasyon projesi. Projemize konu olan Uluburun Batığı dünyanın bilinen en eski batığı. Günümüzden 3300 yıl önce Kaş, Uluburun mevkiinde batmış. 1982 yılında süngerci Mehmet Çakır tarafından bulunmuş.

Batığın bulunması yirminci yüzyılın en önemli bilimsel keşifleri arasında gösterildi. 1984 yılında, Bodrum Sualtı Müzesi, INA (Institute of NauticalArchaeology) ve National Geographic Society’nin katılımıyla sualtı kazısı başladı. Kazı başkanlığını Prof. Dr. Cemal Pulak’ın yaptığı bu mükemmel kazıda, 22.400’den fazla dalış gerçekleştirildi. MÖ. 14 yy. ait bu batıktan çıkan malzemeler, 10 ayrı medeniyet ve geminin rotası hakkında bilgiler vermektedir. En önemli yükü 10 ton bakır ve 1 ton kalay. Ayrıca yük buluntularının kehribardan altına, Miken kaplarından fildişine, Nefertiti’nin mühründen, Kıbrıs çömleklerine kadar çeşitlilik göstermesi nedeniyle bir ilktir.

360 Derece Tarih Araştırmaları Derneği olarak, dünyanın bilinen en eski teknesi olan Uluburun Batığından yola çıkarak bu deneysel arkeoloji projesini oluşturduk.

Uluburun II adını verdiğimiz gemi, sualtı kazısından elde edilen bilgilerden ve ikonografilerden faydalanılarak, kavela-zıvana yöntemiyle 8 ayda Urla’da inşa edildi.  2005 yılında denize inen Uluburun II, Türkiye kıyıları, İstanbul, Kıbrıs olmak üzere 3000 deniz mili yol yaptı.

Bu yolculuklar sırasında, antik  dönem rotaları, navigasyon teknikleri, antik yelken kullanımı konularında araştırmalar yapıldı. Bu araştırmalar ulusal ve uluslar arası sempozyumlarda sunuldu.

360 Derece Tarih Araştırmaları Derneği, Ekim 2005-15 Temmuz 2006 tarihleri arasında, Almanya Bochum Bergbau Müzesinde yapılan, 9 ay süren, 500 000 kişinin gezdiği, ‘’Uluburun Gemisi ve Üçbin Yıllık Dünya Ticareti’’ adlı sergiye partner olarak katılmıştır. Sergiyle aynı adlı kitap, Almanca ve Türkçe baskı olarak yayınlanmıştır.

 

İzmir için çok değerli bir proje; İzmir Kayıkları

Teknolojinin ve sanayinin hızlı gelişimi, karada ve denizde yüzyıllar içinde var olmuş geleneksel bilgileri, alışkanlıkları yok etmiş yada büyük ölçüde değiştirmiştir.

resim 10 resim 15 resim 17

 

 

 

 

 

 

 

İzmir Kayıkları da bu rüzgardan ciddi bir şekilde etkilenmiş, hızla azalmış ve sonunda yok olmuştur. İnce uzun narin yapıları ile bir dönem İzmir’in tüm kıyılarını dolduran bu kayıkların ve onun insanlarının yok oluşu, çağlar boyu Akdeniz’in en önemli limanlarından biri olan İzmir’in kent  kimliğinde önemli boşluk oluşturmuştur. Amacımız, bu boşluğu doldurabilmek için kayıkları dönemin fotoğraflarından çıkarıp

Yeniden Körfez de yelkeni ve küreği ile yüzmesidir.  Bir kent projesi kapsamı içerisinde onları yaşatmak ve artık yok olmamaları için yeni projeler üretmek gerekir. Özendirici teşvikler ile İzmir Kayıklarını gelecek kuşaklara taşımak esas amacımızı oluşturmaktadır.

Kayıkların enkazda olsa bir parçasını bulabilmek için tüm Körfezi ve İzmir’in etrafını taradık. En küçük bir ize bile rastlamadık. Kitaplık taramaları iyi sonuç verdi. İstanbul Deniz Müzesi kitaplığında Amiral François Edmond Paris’in Souvenırs De Marine kitabındaki çizimine ulaşıldı.

Artık elimizde yetersiz de olsa bir endaze ve profil vardı.Deneysel  Arkeoloji disiplini gereği, önce 1880 çiziminin aynısı yapıldı, bazı hatalar ya da eksikler yapılan bu proto tip üzerinde görüldü. Bu aşamada Gemi Mühendisleri Odası İzmir Şubesi devreye girdi. Çağdaş yöntemler ile gerekli müdahaleler yapıldı.  Elimizdeki 1880 çizimi bilgisayar ortamında modellendikten sonra gereken hidrostatik stabilite hesapları  yapıldı.

Artık elimizde eskinin tüm özelliklerini taşıyan bir proto tip üzerinden mükemmelleştirilen İzmir Kayığı vardı. Deneme seferleri gerek stabilite gerekse yelken ve kürek performansı adına çok başarılı oldu. Teknenin kabuğunda denenen yöntemin aynısı yelken içinde uygulandı. Aşırma praçera  denilen yelkenden ziyade döneminde çok kullanılan ve daha basit rahat bir yelken olan Latin yelken tercih edildi. Bu konuda da yelkeni çok iyi bilen kişilerin bilgi referanslarına başvuruldu.

Ve sonunda ortaya ‘’İzmir Kayığı’’ çıktı. Geriye bir zamanlar tüm İzmir’in denize dönük yüzünü temsil eden bu objenin nasıl yaşayacağını ve korunacağını saptamak için bu konuda çalışmak kalmıştı. İzmir Büyükşehir Belediyesi, kent kimliği duyarlılığı içinde bu noktada devreye girdi, projeyi sahiplendi.  14 adet kayık bu amaçla üretildi. 360 Derece Tarih Araştırmaları Derneği olarak, 15 ya da 20 sene sonra ‘’ben doğduğumda bu kayıklar vardı’’ sözünü duymak esas hedefimiz olacaktır. Sivil toplum örgütlerinin bir başarısı olarak başlayan kent merkezli bu projeye Dokuz Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi de katıldı. Sivil kaptan adaylarının ciddi bir özveri ve keyifle projeyi kucaklaması, İzmir halkının projeye olan saygısını artırdı. İzmir halkına, ücretsiz  yelken ve kürek kursları verildi. Çeşitli meslek gruplarından takımlar oluştu. Buradaki amaç; denizle ilk tanışmanın ”İzmir Kayığı” ile olmasını sağlamaktır.

resim 23 resim 24

 

Diğer önemli bir projemiz Foça-Marsilya Tarihe Yolculuk

Anadolu’nun insanlık kültüründeki izlerini ve etkilerini anlatan bir proje.Batı Ege’de  yaşayan İonyalı’ların  Akdeniz ve bugünkü Avrupa’nın oluşumunda ki  varlığını ve göç sırasında  taşıdığı kültürü, bilgisi ve malzemeleri ile bugüne uzanan bağların araştırıldığı ve ortaya çıkarıldığı bir proje.  Projemize, uzun yıllar süren bir araştırmalardan sonra,  Nisan 2007’de başladık.  Phokaia Kazı Başkanı Sayın Prof. Dr. Ömer Özyiğit danışmanlığında,  arkeolojik verilere dayanarak, dönemin tarihsel özelliklerine uygun, antik tekne tipolojisinde  Bireme olarak bilinen 20 kürekli ve yelkenli tekne seçtik. Gemi Mühendisleri Odası İzmir  Şubesi tarafından planları çizilen ve Türk Loydu Vakfı tarafından imalatı denetlenen tekneye  Kybele  adı verdik.

”Foça-Marsilya Tarihe Yolculuk” projesi,  T.C. Dışişleri Bakanlığı ve  Fransız Kültür ve İletişim   Bakanlığının himayesinde yapılan “Fransa’da Türkiye Mevsimi  Temmuz 2009 – Mart 2010”  ‘’Büyük Etkinlikler’’ kapsamında önemli proje seçilerek ‘’Label’’  unvanı aldı. Kybele ile, 2009 yılı haziran ayında  yola çıkıp Yunanistan,  İtaya ve Fransa kıyılarını takip ederek, 54 günde  Marsilya Limanına vardık. 1700 deniz mili süren bu yolculukla, Yunanistan ve İtalya ve Fransa da, Phokaialı’ların kurduğu koloniler olan, Velia, Aleria, Nice, Antipolis limanlarına uğrayarak Marsilya’ya kadar süren tarihsel yolculuğun yeniden yaşanması sağladık. Yunanistan, İtalya ve Fransa’da  ülkemizin tanıtımı ve bir çok etkinlik yaptık. Kybele, 2010 yılında  Türkiye’ ye döndü ve  İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti kapsamında çeşitli etkinlikler yaptı Şimdi Urla da yeni yolculukları bekliyor.

Kaş Sualtı Arkeoparkı Projesi

360 Derece Tarih Araştırmaları Derneği,  batıklar konusunda dünyada çok önemli bir yeri olan ülkemizin bu zenginliğini anlatmak, sualtı kazılarında deneyim kazanmak için gerekli olan bir çalışma ve eğitim sahası yaratmak amacı ile bu projeyi oluşturulmuştur. Ülkemizdeki sualtı kazılarının önemli bir bölümü ise yabancılar tarafından yapılmaktadır. Sualtı kazısının nasıl yapılacağını gerçek batıklar üzerinde öğrenmenin çok büyük zararları olduğu şüphe götürmez bir gerçektir. Bu proje ile, hem yetişmiş insan gücüne katlıda bulunmak, hem sualtı kazı yöntemlerini öğrenmek,  hem de bir batığın süre içinde nasıl bir değişime uğradığını gözlemlemek hedeflenmiştir.  Ayrıca, dünyada sualtı sporlarında çok önemli yere sahip olan Kaş’ a yeni bir sualtı merkezi kazandırarak bölgeye ekonomik fayda sağlamak amaçlanmıştır.  Sualtı arkeoparklarının bir  önemli özelliği de tarih, arkeoloji, çevre ve kültürel değerlere sahip bir deniz ortamı oluşturmasıdır.

2006 yılında, Sualtı Araştırma Derneği işbirliğiyle başlayan proje, Türkiye Sualtı Kültür Mirası Sanal Müzesi olarak devam etmektedir.  2010 yılı yılında,  DEGUWA (German Societyforthe Promotion of Underwater Archaeology) ile  sualtı eğitimleri, kara eğitimleri, seminerler ve  saha çalışmalarını  içeren bir proje yapılmıştır.  2014 yılında NAS (Nautical Archaeology Society) ile tüm Avrupa’ya duyurulan dalış programları uygulanmıştır.

Kiklad Kayıkları Projesi

Bu proje Ankara Üniversitesi Sualtı Arkeolojik Araştırma ve  Uygulama Merkeziyle birlikte yapılan bir projedir. Kiklad Adaları, Ege Denizi’nin orta kısmında, kuzeyden güneye doğru sıralanan adalar topluluğu. (Amargos, Anafe, Andros, Antiparos, Delos, İos, Milos, Mikonos, Naksos, Paros, Folegandros, Sefiros, Sifnos, Syros, Tenos, Santorini) Kıta Yunanistan’da, Kiklad Adalarında, Girit Adası ve Batı Anadolu’da yapılan arkeolojik kazılarda çıkan bulgular, Ege Denizi uygarlıklarının, etrafındaki anakaralarla her zaman bağlantılı olduğunu göstermiştir. Bu kazı bulguları, günümüzden 4500 yıl önce, Ege bölgesinde Kiklad Adaları kültürünün baskın bir kültür olduğunu ortaya çıkarmıştır. Kullanım ya da ticaret amacıyla adalar arasında ve karalar ile bağlantı kurmak için kullanıldığını tahmin ettiğimiz bu teknelerden iki adet 19 m bir adet 14m toplam üç adet kayık imal edildi.Bu kayıkların en önemli özellikleri omurga konulduktan sonra kaplama tahtalarının  birbirine bitkisel liflerle dikilerek oluşturulmasıdır.

Kayıklardan bir tanesi Sakıp Sabancı Müzesi’nde “Karşıdan Karşıya – MÖ 3. Binde Kiklad Adaları ve Batı Anadolu”  sergisinin  önemli bir parçası olarak 23 Mayıs-31 Ekim 2011 tarihleri arasında sergilendi. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığımız, Yunanistan Kültür Bakanlığı, Atina Milli Arkeoloji Müzesi, N. P. Goulandris Vakfı  Kiklad Sanatı Müzesi işbirliğiyle yapılan serginin açılışına  dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ile Yunanistan Kültür Bakanı Pavlos Gerulanos katıldılar. Sergiyle ilgili bir kitap hazırlandı, Türkçe ve İngilizce olarak basıldı.

Mordoğan Yapay Resif ve Arkeopark Projesi

Deniz canlılarının barınma, beslenme, üreme gibi temel davranışları gözetilerek, fiziksel, kimyasal, biyolojik  etkileşimler sonucu bu canlıların deniz zeminine farklı amaç, malzeme, boyut ve tasarımlar kullanılarak yerleştirilen insan yapısı habitatlara “yapay resif” adı verilmektedir. 2008 yılında Ege Üniversitesi, Su ürünleri Fakültesiyle birlikte yaptığımız bu çalışmada, kaybolmuş ve azalmış deniz canlılarının tekrardan kazanımında yapay resiflerin canlı toplama özelliğinden yararlanılıp bölgesel balıkçılığın ve amatör denizciliğin geliştirilmesi de  amaçlanmıştır.

Yapay resifle başlayan proje, bölgenin gerek bilimsel anlamda gerekse sportif  anlamda bir sualtı merkezi haline getirilmesini amaçlamıştır. 2009 yılında MÖ. 600’e ait bir ticaret ve savaş teknesi imal edilerek batırılmıştır. Etrafına döneme ait imitasyon amforalar yerleştirilmiştir. Daha sonra Hava Kuvvetlerinin hibe ettiği, II. Dünya Savaşında nakliye uçağı olarak kullanılan C47  de aynı alana batırılmıştır. Kurulan sualtı arkeoparkıyla, bilimsel çalışmalar yapılan ve dalış turizmine destek veren bir alan yaratılarak, bölge adına kültürel ve ekonomik destek sağlanmıştır.

Antik Dönemde Çıpalar ve Demirleme

Bu çalışma 2011 yılında yapılan bir doktora tezidir.  MÖ. 3000 den başlayarak Bizans dönemine kadar olan çıpa çeşitlerinin yapılıp denenmesini kapsamaktadır.  Oxford Üniversitesi Arkeoloji Bölümünde doktora yapan arkeolog Gregory Votruba’nın doktora tezi olan bu proje derneğimiz işbirliğiyle yapılmıştır. Yapılan 27 adet çıpanın, kum, taşlık, kayalık gibi deniz altı yüzeylerinde denemeleri yapılmış, bu denemeler film ve fotoğraf olarak belgelenmiştir.

En Eski, En İlkel:  Saz Tekneler

Deniz ya da su kenarında yaşayan insanların yüzen ve suyun üzerinde durabilen her cisim ilgisini çekmiştir. Coğrafi olarak birbirinden çok uzak olsa da insan toplulukları  doğal yollarla oluşmuş saz kütlelerini durgun sularda yönlendirerek ve onların üzerine ata biner gibi binerek avcılık ve küçük ölçekli tarımda kullanmışlardır.

Tarihin her döneminde kullanılan saz demetlerinden oluşmuş ilkel su taşıtları hakkında Sümer, Babil ve Mısır kaynaklarında ikonografik bilgi açık ve net olarak bulunmaktadır. Nasıl imal edildiğinden nasıl kullanıldığına kadar her aşama günümüze kadar ulaşan ikonografik bilgilerde mevcuttur.

Bu proje ile yapmak istediğimiz, konu ile ilgili bilinen ve bilinmeyen noktaları aydınlatmaktır. Elde edilen sonuçların tipoloji konusundaki bilgilerimize yeni bir boyut katacağına inanmaktayız.

Saz Teknelerin özelliklerini daha iyi anlayabilmek için 1 adet 4.5 m boyunda prototip yapılmıştır.Daha sonra 14.5 m boyunda olan projenin ana teknesini inşa edilmiştir. Kürek ve yelken denemeleri yapılmıştır.

– Bu yolculuklarda yaşadığınız  ilginç olayları anlatır mısınız?

Proje teknelerimizde motor bulunmadığı için yolculuklarda yanımızda refakatçi bir tekne bulunuyor. Uluburun II ile Kıbrıs’a giderken daha ilk gece Akdeniz’in ortasında refakatçi teknemiz bozuldu. Hocamız Hayat Erkanal da refakat teknesindeydi. Rüzgarda bayağı sert ama arkadan alıyoruz dalgaları. Uluburun II’nin durması ya da  geri dönmesi mümkün değil, full arma gidiyor Kıbrıs’a doğru.  Akdeniz’in ortasında kaldı refakatçi tekne. Telsizden konuştuk, tamir ederiz dediler. Sabah oldu görünürde  yokla.  Öğlen oldu baktık ufukta görüldü refakatçi tekne. Buluştuk Akdeniz’in ortasında. Akşam üstü yine bozuldu refakatçi tekne. Bu sefer Uluburun II’nin arkasına bağlayıp yola devam ettik. Bunu gören gemiler yanımıza gelip ya da telsizden anons ederek ‘’bir şeye ihtiyacınız var mı’’ diye sordular. Bizde her şey yolunda dediğimizde alkış ve bravo cevabı aldık.

Proje teknelerimizle gittiğimiz limanlarda inanılmaz bir ilgiyle karşılanıyoruz. O kadar çok insan ziyaretimize geliyor ki bazen zorlanıyoruz, sıra ile alıyoruz tekneye. Yunanistan da bir limana girerken hayretler içinde bize bakarak yola devam eden bir motosikletin denize düşmesi, İtalya da tekneyi seyretmek için yolda duran bir aracın arkasında zincirleme kaza olması, (hafif çarpışmalar) bu tekne kaç senelik diye soranlara verdiğimiz 3300 sene öncesine ait cevabına; aaaa..çok iyi bakmışsınız bu kadar zamandır denmesi, antik dönem özelliklerinden dolayı teknede boya ve cila kullanmadığımız için bir teyzenin;  ‘’bu tekne ile yurt dışına gideceksiniz ülkemizi tanıtacaksınız, bari bir boya sürseydiniz’’ diye bize çıkışması gibi hoş anılar.

Marsilya yolculuğumuzda uğradığımız Cassis Limanında çok güzel bir karşılama töreni yapıldı. Belediye başkanı Daniele Teisseire bizlere şöyle seslendi:

Atalarımızın  yeni nesillerini bizzat karşılamaktan büyük kıvanç duydum, Kybele’nin gelişi bizler için muazzam bir kültür zenginliği oldu.

– Dernek olarak faaliyetlerinizde zorlandığınız neler var?

Her sivil toplum örgütü gibi bizde en çok maddi destek bulmakta zorlanıyoruz. Bir projeyi yazarken bunu hep göz önünde bulunduruyoruz. Sonuçta bir şeyler buluyoruz ama çok yorucu ve yıpratıcı oluyor. Bu enerjimiz projelerimize versek ne güzel olur değil mi?  Yine de sponsorlarımıza sonsuz teşekkürlerimiz sunuyoruz. Kolay da değil tabi sponsor için; günümüzden 3300 yıl önceye ait bir tekne imal edip antik rotasında yolculuklar yapacağız bize sponsor olur musunuz diyoruz.  Yüzer mi, batar mı, getirisi ne olur soruları öne çıkıyor tabi.

– Osman Hocam, Mualla Hocam ve varsa derneğin diğer aktif yöneticileri hakkında kısa birer özgeçmiş..

Gönüllülük olmadan olmaz dediğimiz işler bunlar. Çok özel ve güzel arkadaşlarımız var. Bu konuda çok şanslıyız. Çeşitli mesleklerden olmaları da her konuda  araştırma yapabilmemizi sağlıyor. Çekirdek bir ekibimiz var. Projeye göre diğer katılımcıların sayısı belli oluyor. Projeler araştırma, hayata geçirme ve yolculuk etaplarında oluşuyor. Araştırma ve hayata geçirme daha az kişiyle, yolculuklar daha kalabalık oluyor. Fransa’ya 25, Kıbrıs’a 17, İstanbul’a yaptığımız yolculuklarda 15 kişilik ekipler halinde katıldık.

Osman Erkurt, derneğimizin başkanı, arkeolog ve kaptan

Selva Egeli, grafik tasarım ve fotoğrafçı

Serim Paker, öğretim üyesi, kaptan

Mehmet Fertan, makine mühendisi, araştırmacı

Ahmet Davran, iyi denizci (şuan Büyük Okyanus’ta)

Sidar Duman, dış ilişkiler ve koordinasyon

Mualla Erkurt, proje koordinatörü

Oğuz Öncü, tekne yapımcısı, iyi denizci

Murat Tosun, marangoz, iyi denizci

Aytekin İzbul, iyi  denizci

Diğer değerli arkadaşlarımız için http://www.360derece.info/grubumuz.htm

– Urla, bu çalışmalar ile bir Efes gibi tarihi değer unvanına kavuşabilir mi? Bunun için neler yapılmalı?

İllaki Efes gibi bir değer olması şart değil. Burada önemli olan tarih değerlerine sahip çıkmak, onunla yaşamak ve onun üzerinden tanınmaya önem vermek. Yurt dışında görüyoruz çok da değeri olmayan, genel bir özelliğe sahip (yani benzeri çok olan) tarihi eserler ya da olaylar nasıl güzel değerlendiriliyor. Simge haline geliyor ve dünyanın her yanından ziyaretçi alıyor. İşte bu zihniyet önemli. Bir yerleşim yerinin tanıtım değeri her sene yada sık sık değişirse yada burayı nasıl tanıtalım diye yarışmalar yapılır, komisyonlar kurulursa bu zorlamadan hiç bir şey çıkmaz. Var olan değerlere samimi olarak sahip çıkmak yeterli diye düşünüyorum.

www.360derece.info   – info@360derece.inforesim 31

 

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir