Urla'nın geleceği birkaç festivalle planlanamaz! | Urla Egemen Haber

logo


27 Ağustos 2016

Urla’nın geleceği birkaç festivalle planlanamaz!

Egemen Urla Yaşam Dergisi’nde yayınlanan röportaj

 

unnamed (1)

EGİAD’ın eski başkan vekili, İzmir’in önemli mali müşavirlerinden, sivil toplum kuruluşlarının her daim gönüllü üyesi, 12 yıllık Urlalı Halil Nadas ile Urla’yı ve İzmir’i konuştuk.

Nadas, her geçen gün popülaritesini artıran Urla’da yaşamaktan son derece memnun olduğunu dile getirirken, ilçenin geleceğini planlamak için katılımcı ve çoğulcu bir alt yapının görüşlerine başvurulması gerektiğinin altını çizdi.

‘Urla’nın geleceği birkaç festival ve konserle şekillenemez’ diyen Nadas, ”CHP üyeliğinden sosyal sorumluluk projelerinde karşılaştığı engellere, kentin gelecek planlamasında izlenmesi gereken yoldan ilçe nasıl yönetilmeli” sorularına kadar görüşlerini açıkça anlattı…

En ilginç saptaması da şöyle oldu: Urla’nın göbeğinde sizi Karadeniz Pidecisi karşılıyor. Bir başka caddede Urfa kebapçısı… Ama Urla ürünleri sunan tek dükkan yok. Ben Karadeniz pidesi yemek istesem Karadeniz’e giderim. Niye Urla’ya geleyim ki?

Röportaj: Burcu Koçnard

 

unnamed (2)– Halil Nadas’ı bize biraz tanıtır mısınız?

– Halil Nadas 1966 Urfa doğumlu. Daha iyi bir Gelecek için 1979’da İzmir’e göç ettik. Beş çocuklu bir ailenin en büyük çocuğuyum. Babam devlet memuruydu. Geldiğim günden beri hem çalışıp hem okuyarak eğitim hayatımı sürdürdüm. Ben Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Bölümünde Eğitimimi tamamladım. Kardeşlerim de Üniversite Eğitimlerinin ardından birer meslek sahibi oldular.

Okulun son sınıfındayken 1986’da açtığım Mali Müşavirlik Ofisim 30. yılına ulaştı. Halen bu alanda çalışmaya devam ediyorum.

1991 Doğumlu Oğlum Eyyüpcan Bilgi Üniversitesi İşletme Bölümü’nü bitirdi. Şu anda aynı üniversitede ‘Denetim’ alanında yüksek lisans Yapıyor. Aynı zamanda meslektaşım olmak için stajını gerçekleştiriyor. Birlikte çalışıyoruz.

1998 doğumlu kızım Ekin İse Tevfik Fikret Lisesi son sınıf öğrencisi. Önümüzdeki yıl üniversite sınavına girecek. Psikoloji-Sosyoloji alanlarında eğitim almayı planlıyor.

2003 Temmuzunda  inşaatı yarım şekilde satın aldığımız evde 1.1.2004’ten itibaren yaşamayı planlamıştım. Söz verilen tüm işler tamamlanmadığı halde yılbaşı gecesi Urla’daki evimdeydim.

Tabii emekli falan olmadım daha bu bir nevi pili doldurmak şarj etmek gibi bir olay oldu bizim Urla’ya gelişimiz. Daha keyifle yaşayacağımız bir dönem diyelim Urla için… Ben öyle çok hırsları olan biri değilim. İzmir’de bir dairem daha olsun, şu marka arabam olsun diye düşünen birisi değilim. Ben hep bakıyorum; kimse yanında giderken bir şey götüremiyor. Dolayısıyla hırsa gerek yok. Bir de 30’lu yaşlarda yoğun tempoda kalp krizi geçirdim. Bu olaydan sonra bir takım şeyleri daha farklı değerlendirebiliyorsun… Çünkü insan hayatında çoluk var çocuk var ama kendisinin de olduğunu fark ediyorsun böyle bir olaydan sonra… Urla, bana kendime ait zamanları çoğaltma fırsatı yarattı. Burada olmaktan büyük keyif alıyorum. Köyleri dolaşıyorum. Barbaros’a, Kadıovacık’a  Zeytineline gidiyorum. İşimi burada yapma olanağım yok. Gidip geliyorum. Gelirken de Narlıdere’den sonra farklı bir ambiansa geçtiğinizi fark ediyorsunuz…unnamed (6)

Dediğim gibi 2004 yılından beri Urla’da yaşıyorum. Kızımın İzmir’deki okulu nedeniyle gidip gelsek de vakit geçirmeden Urla’ya dönme çabası harcayan biriyim. Ancak açık yüreklilikle ifade edeyim ki ben o ilk zamanlardaki heyecanımı kaybettim. Tüm ihtiyaçlarını Urla’dan karşılayan birisiyim. Herşeyi Urla’dan alıyorum. İnsanlar gelirken büyük marketlerden alışverişlerini yaparak geliyor. Sanki burada o ihtiyaçlar karşılanamayacakmış gibi… Ben esnafla da çok iyi ilişkiler içerisindeyim. Manav Hasan’la, kasap Erol’la, Rahmetli Ferhat Abi ile ilişkilerimiz son derece kuvvetliydi. Hiç bir pazar günü evde kahve içmezdim, gelir Ferhat Abi’nin mekanına oturur ve o nefis kahveyi yudumlardım. Orada bir de ekabir grubu vardır. Gelirler gazetelerini okurlar… Biraz onlarla konuşur, hasbıhal ederdim. Şimdi Urla’ya ilgi artıyor ve Urla’ya gelen insanlar çoğalmaya başladı. Geçen Enginar Festivali’nde sokağa girmeye korktum. Güzel şeyler oluyor fakat ben ikinci bir Alaçatı olmasından endişe duyuyorum. Kasaba kimliğini korumasını istiyorum. İnsanların buraya gelip de bagajlarına enginar doldurup gitmemeleri gerekiyor. O insanları burada bir gece iki gece konaklatacak, yemek yedirecek, müzikli gecelerine katılacak vakit geçirtebilecek alternatifler olması gerekiyor. Ama maalesef Urla’da üç tane otel var. Buraya gelişimle başlayan fotoğraf hobim var. Geziyorum, geziyorum hep aynı… Bir de doğanın bozulması olayı var. Bununla ilgili bir anımı da paylaşayım. Fotoğraf çekimleri için Çeşmealtı’ndaydık . Zeytin ağaçlarının fotoğraflarını çekiyorduk. Bir yerde arkasında ev inşaatı görünen bir zeytin ağacının fotoğrafını çektim. Bir hafta sonra oradan geçerken baktım ağaç yerinde yok. Bir de ağaç olmadan inşaatını fotosunu çektik. Sonra bu fotoğraflardan oluşan sergimizi Hakan Çeken Kültür Merkezi’nde açtık. İlk ağaçlı fotoyu, sonra ağaçsız fotoyu, son kareye de boş bir çerçeve koyduk. Altına da (Önce, sonra, ya sonra) diye ifade koyduk. Önceki fotoğraf çok güzeldi. Sonrasında o ağaç evinin önünü kapattığı gerekçesiyle kesilmiş… Eee kardeşim… Niye Urla’ya geliyorsun o zaman… Niye Urla’da ev yapıyorsun. Sen doğası için gelmiyor musun Urla’ya… Manzaranı kapatıyor diye niye yüzyıllık o ağacı kesiyorsun? Şimdi artık (Ya sonra) dönemindeyiz… Biz o sergiyi gerçekleştirdikten sonra fotoğraf satışından elde ettiğimiz gelirle, kütüphaneye bir yıl boyunca en çok satan kitapları satın alarak bağışladık. Bu arada Bir Kitap Bağışı Kampanyası Yürüttük Sergi için etrafa afiş astık, ama bunları çaldılar. Sayın Yılmaz Karakoyunlu bunu gazetedeki köşe yazısında yazdı. Yılmadık devam ettik Sevgili Ağabeyim Namık Kemal Nomak ile topladığımız bağış kitaplarla Urla Kütüphanesi’ndeki kitap sayısını 5000’den 15000’e çıkardık. İmza günlerinde kitaplarımızı Urla Kütüphanesi için imzalattık. Kütüphanedeki kitaplar güncellendi. Mutlu olduk. Cezaevinden gardiyanlar kütüphaneden kitap taşıdı mahkumlara. Halk sık sık kütüphaneye gelir oldu.  Başka bir ilginç olayda da şöyle bir acı deneyim yaşadık. Kitap kampanyamız sırasında  çocuklarla söyleşi için İzmir’den Muzaffer İzgü’yü getirdik. Çocuklara da kitaplarından birer tane imzalatıp dağıtmak istedik. Ama maalesef 2 kitap dışında Urla’da Muzaffer İzgü’nün kitaplarını bulamadık. Urla’da bir kaç tane kitapevi var… Onlar da kırtasiyeci aslında… Böyle olunca insan demoralize oluyor.

unnamed (10)Bir başka ilginç anım da şöyle; O sergide, gelen ziyaretçilere zeytin fidanı dağıtmaya karar verdik. Urfa doğumlu olduğumdan hayatımda hiç zeytin fidanı görmemiştim. Zeytin Araştırma Enstitüsü’ne gittim binek otomobilimle… Dedim ki 300 tane zeytin fidanı alacağım. Dediler ki (Neyle götüreceksin?)… Gayet doğal yanıt verdim, (Otomobilimle) dedim. Getirdiler bir baktım ki fidan değil ağaç bunlar… Ben çam fidanı gibi küçük bir şey sanıyordum. O fidanlarla İzmir’den Urla’ya çamur içinde ama hayatımın en huzur dolu yolculuğunu yaptım. İşte bu deneyim ile zeytin fidanlarının aslında küçük birer ağaç olduğunu öğretti.

O dönem CGBU (Cennet Gibi Bir Urla) mail grubumuz  vardı. Üyelerinin her birinin Urla için, Urla’nın gelişimi için bir fikri, bir projesi vardı. Tüm projeleri bir dosya haline getirdik ve Belediye Başkanına sunmak, destek almak,destek vermek istedik. Bunlardan biri de Geri Dönüşüm Projesi idi. İzmir’den Atık Yönetimi ile ilgilenen kuruluşlarla konuşup, geri dönüşüm kumbaraları temin ettik. Bu projemizi paylaştığımız dönemin eski belediye başkanına gittik. Bizi çok soğuk bir şekilde karşıladı. (Başkanım nereye koyabiliriz bu kumbaraları) sorumuzu (Nereye koyarsanız koyun), benim projelere değil paraya ihtiyacım var) diye yanıtladı. Oysa Urla’nın çöpünü İzmir’e taşıtmak için milyonlarca lira gidiyordu. Bu Atık Projesi ile dönüştürülebilir atıkları kendi taşımayacak para da Urla’nın diğer projeleri için harcanacaktı. Böyle bir şey olur mu? Böyle kayıtsız kalır mı bir belediye başkanı? Bunlar insanın motivasyonu düşürüyor…unnamed (7)

Tabii bu olaylar Urla’ya gelişimin ilk yıllarında yaşandı. Bugün baktığımızda yine Urla için çalışan çok sayıda grup var ve iyi niyetle bir şeyler yapmaya çabalıyor. Bu gelişmeler güzel ancak  yeterli değil daha iyisi elbette ki mümkün. Şimdi buradaki gelişme güzel… Sanat Sokağı’nda şık mekanların açılması çok güzel… Daha yaşanabilir mekanların çoğalması gerekir…

– Neler yapılabilir bu konuda? Siz Urla Belediye Başkanı olsanız neler yaparsınız?

– Urla’nın tarihi dokusunu, kültürünü ortaya çıkaracak ne varsa onları yapardım. Seferihisar’da olduğu gibi ev pansiyonculuğunu özendirecek çalışmalar yapardım ilk önce… Arka taraflarda bir sürü eski bina var atıl durumda… Farkında mısınız, insanlar çok küçük paralara bu tür evleri satın alıyor, topluyor. Eninde sonunda bu olacak. Belediye buna öncülük  yapmasa da birileri gelip yapacak… Benim mesleğim mali müşavirlik… Bu nedenle bazı şeyleri iyi değerlendirebiliyorum. Alaçatı’da ilk taş oteli yapan Zeynep Öziş Hanım’dır. O açtığı zamandan bugüne her halde 500’ü aştı butik otel sayısı… Her ev artık butik otel oldu. Ancak bu da sakıncalı… Şimdi bütün bu oteller para mı kazanıyor. Tabii ki hayır… Bir sezon var bir sezon yok. Burada önemli olan sürdürülebilir bir turizm yaratabilmek. Şimdi Urla’da Enginar Festivali gibi önemli etkinlikler yapılıyor fakat bu bir gazete kağıdı yakmak gibi bir olay. Bir an alevleniyor ama hemen sönüyor. Bana göre bu tür festivallerin de sürdürülebilir gelişimini hazırlamak gerekir. Örneğin buradaki bazı işyerleri, enginar temalı ürünler üretmeli ve bunu sadece festival günlerinde değil her gün satışa sunmalı. Yani buraya gelecek olan bir ziyaretçi, enginar temalı ürünleri yılın her günü bulabilmeli. Sürdürülebilirlik budur… Ama Urla’ya bakıyorum, yok Karadeniz Pidecisi, yok Urfa kebapçısı… Ama Urla’ya özgü bir şey yok. Buranın geleneksel yerel yemeklerini yapan bir kaç lokanta var. Bunların da bazıları zincire dönüştü. Bu nedenle yerel yemek olmaktan çıkıyor ve ticari bir olguya dönüşüyor. Bunları yaşatmak gerekiyor. Buranın ciddi bir tarihi var. Kasaba ama Ege tarihinde önemli bir yer Urla… Bu konular işlenmeli. Bunu kaç kişi biliyor. Burası önemli bir limanmış. Kimler gelmiş kimler geçmiş… Bunları insanlara anlatabilecek, aktarabilecek etkinlikler lazım. Urla’nın tarihiyle, sanatıyla ilgilenen burada yaşayan çok insan var. Mesela burada Necati Cumalı’nın evi var, ama bunu bilmeyen de binlerce insan var. Aynı Şekilde İskele Pazarının arkasına gizlediğimiz Zeytin yağı işliğini ve Klazomenai kazılarından kaç kişi haberdar?Urla’nın çevresinde bulunan sitelerde binlerce değerli insan var. Ama bu insanlar çitle çevrili evlerinden çıkmıyor. Niye çıkmıyor bunu araştırmak lazım. Bu insanları Urla’nın merkezine, çarşısına çekmek için çalışmalar yapılmalı. Ama bu görev sadece belediyenin ya da kaymakamlığın değil tabii ki… Hepimize görev düşüyor… Bunun siyasi bir beklentisi olmamalı…

unnamed (12)Urla’ya gelişimin ikinci yılında gidip Urla CHP’ye kaydımı yaptırdım. Ben 6 yıl kadar EGİAD Başkan Yardımcılığı görevinde bulundum. O dönemde Aziz Başkan illa (Aranızdan birileri çıksın aday olsun belediye meclisine) diye telkinde bulunuyordu. EGİAD’dan birkaç arkadaşım değişik ilçelerden aday oldu. Ben de Urla Belediyesi meclis üyesi adayı oldum. Bizi arkamızdan ittiler sonra bir baktık ki arkamızda kimse kalmamış. Tabi seçilemedik. Burada şunu da belirtmek isterim. CHP’de işleri kendi aralarında halletme sevdası var. Yani yönetime gelen işleri kendi halletme çabasında. Ama bu davranış başarıyı engelliyor. Şimdi bakın ben geçenlerde Urla’da CHP kahvaltısı yapıldığını duydum. Ben bir CHP üyesiyim ama haberim yok… Sadece seçim dönemi bir kaç SMS mesajı atarak başarı elde edemezsin… Herkes küçük olsun benim olsun diyor. O yüzden de Urla’nın küçük kalmasını istiyor. Oysa Urla’da daha önce de dediğim gibi pek çok değerli insan yaşıyor. Örneğin Lucien Arkas Bey var. İzmir’in kültür hayatına kattıkları hepinizin malumu. Lucien Bey’e ulaşılsa, (Urlamız için desteğinize ihtiyacımız var) denilse ki bunu illa maddi anlamda söylemiyorum. Liman Kenti Urla için denizci Lucien Bey’in çok enteresan fikirleri olabilir.

Ben sivil toplum kuruluşlarında görev yaptığım süre içinde kimin ne kadar değeri olduğunu daha iyi anlayabildim. Eğer bir insana, siyasetin tüm yelpazesindeki insanlar saygı duyabiliyorsa, bu saygının sadece onun zengin olmasıyla ilgili olamadığını gösterir. Lucien Bey böyle bir değer… İzmir için de mesela bir Uğur Yüce, çok önemli bir değerdir. İbrahim Yüncü çok önemli bir değerdir. İşte bu insanları kendi aralarında konuşup sohbet eden halden dışarı çıkarmak, onların engin bilgi ve fikirlerinden yararlanmak gerekir. Malgaca sohbetleri diye bir şey yaparsın, oraya gelenler çayını içerken düşüncelerini fikirlerini açıklar uygulanabilir olanlar ilgili yerlere yöneltilir hayata geçirilir.      Bu da Urla için büyük kazanç olur. Tabii bunun karşıtı da var. Burada yaşıyorsan buraya katkı koyacaksın. Bizim Fotoğraf Derneğimiz kuruldu. Fotoğraf Evi’ni bir yıl boyunca canlı tutacak bir programımız var. Yani bunun gibi bir başkası gelip seramik konusunda bir şeyler yapabilir, bir başkası başka şeyler yapabilir…unnamed (8)

Bir de İzmir’le Urla’yı entegre etmek gerekir. İstanbul’da iş ve ev arasında sadece yolculukta 2-3 saat harcanırken, ben Çankaya’daki işime 25. dakikada ulaşıyorum. Bu büyük bir avantaj. Bunun iyi anlatılması gerekir. Buradaki emlak fiyatlarına bakalım mesela… Ben Urla’daki gayrimenkullerin hak ettiği değeri bulmadığını düşünüyorum. Mavişehir’deki bir oda bir salon daireye 400 bin lira isteniyor. Burada Binkonutlardaki villa da 400 bin liraya satılıyor. Bu da ayrı bir çelişki… Ama insanlar neden orayı tercih ediyor. Çünkü AVM’sinde ya da dışarıda keyifli yaşam alanları var. Bostanlı’daki meyhanelerde, Ege lezzetlerinden çok çeşit var. Peki bu Urla’da yaratılamaz mı? İnsanların bu yöndeki talepleri küçük dokunuşlarla Urla’da başarılamaz mı? Tabii ki başarılır… Ama gelin görün ki İskele’nin dışında kaç alternatif var… Ben her gece Urla’da dışarıda yemek yiyorum. Ve her gece ya Şafak Lokantası’nda İsmet Abi’nin yerindeyim ya da Merkez Lokantası’ndayım… Buradaki bazı esnafın da bakış açısını değiştirmesi gerekir. Yine bir anımı anlatayım. Bir gün bir arkadaşımla Urla’ya indik. Arkadaşım aracını park etti. Bu sırada esnaf arkadaş gelip dükkanımın önünü kapatıyorsunuz diye çıkıştı. Ben de (Tamam sorun yok. Biz de bir daha Urla’ya gelmeyiz. Sorun çözülür) dedim. Bu mu olmalı sorun ve çözümü? Hayır tabii ki…

Urla’daki büyük bir eksiklik de iletişim ve diyalog konusunda yaşanıyor. Bir tiyatro geliyor, bir konser organize ediliyor ama bu duyurulmuyor. Yani bir etkinliği duyurmadıktan sonra o etkinliğin amacına ulaştığını söylemek mümkün olur mu? Duyurmanın yolları neler onlara da kafa yormak gerekir…

Bir başka önemli konu da şu: Urla geleceğini birkaç festival ve birkaç konserle planlayamaz. Bunun için kalıcı sürdürülebilir planlamalar yapmak gerekir. Bunun için de çoğulcu, katılımcı taban oluşturmak gerekir.

unnamed (11)– EGİAD döneminiz var…

1998’de üye olduğum dernekte önce çeşitli komisyonlarda çalıştım. Yönetim Kurulu üyeliğim ve 2010-2014 döneminde başkan vekilliği dönemim oldu. Şimdi Danışma Kurulu üyesiyim. Oğlum Eyyüpcan EGİAD’a 1000. üye olarak girdi. EGİAD’da çok büyük dostluklar ve deneyimler kazandım. EGİAD ve diğer STK’larda çalışmayı ben vatana borç ödemek olarak değerlendiriyorum. Urla’ya kazandırdığımız EGİAD ilköğretim okulumuzun önünden her geçişimde gururlanıyorum. Tıpkı Atası’na Doğru Koşan Genç İşadamı Heykeli’ni gördüğümde olduğu gibi. Ayrıca EGİAD bu yıl İzmir’de Portekiz Havrası’nı ‘Sosyal ve kültürel bir merkez’ yapmak için bir proje başlattı. Urla’da STK’ların öncülüğünde bu tür projeler neden hayata geçirilmesin. Her şeyi belediyeden veya kamu kuruluşlarından beklemek gerekmiyor.

Yine yönetiminde bulunduğum SKUD (Sivil Kuruluşlar Uyum Derneği) ile Manisa Kula’da Kök Boya Üretimi ve Tekstilde Kullanımı ile ilgili, Kula’nın dağ köylerinde yaşayan kadınlara yönelik, Avrupa Birliği Projesi yürüttük ve o bölge için sürdürülebilir bir gelir kaynağına öncülük ettik. Bunlardan da büyük keyif aldım. Ama Kula’da bile yapılan bu etkinliklerin Urla’da neden yapılmadığına anlam veremiyorum. Şimdi burada bir festival yapıldı. Stantlardan bazılarında oradan buradan getirilen ve her pazar yerinde satılan, Urla’yla ilgisi olmayan ürünler satıldı. İşte anlatmak istediğim, vurgulamak istediğim konu bu. Yani siz festivale gelen insanları hep aynı ya da başka yerlerde de bulabileceği ürünlere mahkum ederseniz, bir süre sonra küstürürsünüz. Siz farklı şeyler yapmak zorundasınız… Siz sürdürülebilir bazı önlemler almak zorundasınız. Şimdi ben ofise eleman almak için ilan veriyorum. Urla’dan onlarca başvuru yapılıyor. Neden? Çünkü Urla’da iş olanağı yok. İnsanların ekonomik olarak da yaşamlarını sürdürebilecekleri çözümler üretmek gerekir.

Urla’da, başında başarılı, sizi hep güler yüzüyle karşılayan bir Rektörün görev yaptığı İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü var. 4 bini aşkın öğrenci var bu okulda… Ama oradaki üniversitenin Urla’ya çok fazla bir etkisi yok. Yani burada tuttuğu bir eve ödedikleri kirayı katkı olarak görmemek gerekir. Bu çocukların kültürlerinden, becerilerinden, sosyal etkinliklerinden katkı koymasını sağlamak gerekir.

Etiketler: » »
Share
#

SENDE YORUM YAZ

#

Urla’nın geleceği birkaç festivalle planlanamaz!” için 1 yorum

  1. yılmaz. dedi ki:

    siz neredeydiniz…