Ana Sayfa Genel Yazarımız Burçin Özoğlu, La La Land & Ana Yurdu filmini analiz etti

Yazarımız Burçin Özoğlu, La La Land & Ana Yurdu filmini analiz etti

11
0
  1. Akademi Ödülleri’nde 14 dalda Oscar adaylığı elde eden ve 6 dalda ödüle layık görülen La La Land (Aşıklar Şehri)’den bahsetmek istiyorum size.

    Burçin Özoğlu

Yönetmenliğini ve senaristliğini Damien Chazelle’in yaptığı bu film, bir Amerikan romantik müzikal-komedi-drama filmi. Damien Chazelle, 32 yaşında genç bir yönetmen; fakat yaşından beklenmeyecek bir ustalık akıyor filmlerinden. Whiplash (2014)’i izlediğimde de inanamamıştım aktardığı tutkuya ve müzik zekasına. 7 dalda Altın Küre ödülü alan La La Land’in, başrollerinde Ryan Gosling ve Emma Stone var. Emma Stone’un etkileyici performansı, Akademi ödülüyle de taçlandırıldı bu sene.

Film önemli klasikler ile bağ kuruyor, fakat kendi tarzından asla ödün vermiyor. Film boyunca caz piyanisti Sebastian ile aktris olma hayalleri kuran Mia’nın tutkulu aşkına tanıklık ediyoruz. Mevsimlerle ilerleyen bu aşk, bireysel tutkunun yanında, biz olabilmeyi ve sevdiğine destek olabilmenin kudretini aktarıyor bize. Kariyerlerinin peşinden koşan iki aşık, aynı zamanda birbirlerini yüceltmeyi de başarabiliyor.

Film, Los Angeles’da geçiyor; yani hayallerin gerçek olduğu büyülü şehirde. Yönetmenin bize anlattığı ise; hayallerin sanıldığı kadar çabuk gerçekleşmediği, topluma ve sektörel baskılara, birçok yeteneğin kurban gittiği.

Emma Stone’un “Audition”, Ryan Gosling’in ise “City of Stars” performansları ile göz doldurduğu bu etkileyici filmi izlemenizi tavsiye ediyorum.

La La Land gibi büyük seyirci kitlelerine ulaşma şansı olmayan, ama Türkiye’de çekilmiş filmler arasında çok farklı bir yer edinen, başka bir filmden daha bahsetmek istiyorum; Ana Yurdu.

Senem Tüzen’in ilk uzun metraj filmi olan Ana Yurdu, 22. Adana Altın Koza Film Şenliği ve  27. Ankara Uluslararası Film Festivali’nden önemli ödüllerle döndü. Başrolleri paylaşan Esra Bezen Bilgin ve Nihal Koldaş, bana göre inanılmaz bir oyunculuk sergilemişler.

Eşinden boşanmış, hayatını düzene sokmaya çalışan yazar Nesrin ile emekli öğretmen annesi Halise arasındaki anne-kız ilişkisine, daha doğrusu gerilimine şahit oluyoruz filmde. Kitabını tamamlamak için, vefat eden anneannesinin köydeki evine gelen Nesrin’in tek isteği, sakin bir çalışma ortamıdır. Annesi ise onu yalnız bırakmamak adına, hemen arkasından köye gelir.

Köye geldiği ilk andan itibaren; batıl inançlar, dini öğeler, paranoyak düşünceler, duygusal baskılar ile kızını ablukaya alır anne. Baskılarla büyüdüğünü, genç kızlığını yaşayamadığını, kadınlığının yitip gittiğini anlatıp durur. Yaşadıklarını büyük bir ustalıkla ve sinsice kızına aktarmaktadır.

Görüntü yönetmeninin iç karartıcı çekimleri ve bizi içine alan kasvetli hava ile anne kızın giderek tırmanan gerilimi harmanlanınca, ortaya şahane görüntüler çıkmış diyebilirim. Entelektüel bir kadının, toplumun ve annesinin cehaleti karşısında kırılışına şahit olmak, gerçekten sinir bozucu.

Yaşadığımız ülkenin ve içinde bulunduğumuz kültürün, hepimizde bıraktığı izler var. Bu filmi izlerken, sizin de saklı kalmış bir yaranız kanayacak diye düşünüyorum.

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir