Zeytinyağı'nın tarihi bu müzede buluştu | Urla Egemen Haber

logo


27 Ağustos 2016

Zeytinyağı’nın tarihi bu müzede buluştu

Egemen Urla Yaşam Dergisi’nin ağustos sayısında yayınlanan röportaj

 

IMG_2419

Eski Çeşme yolunun Uzunkuyu mevkiinde, yıllarca atıl kalmış, dev bir bina vardı… Yıllarca mobilya fabrikası olarak hizmet verdi. Sonra, kaderine terk edildi…

Bu bina, Türkiye’de Ortopedi ve Spor Hekimliği konusunda haklı bir üne sahip olan Dr. Levent Köstem’in dikkatini çekti. Levent Hoca, 13 yıl önce, bu binayı Zeytinyağı Müzesi yapmak için yola çıktı.

Yola çıktığı günden, bugüne kadar ne yerel yönetimden, ne devletten, ne de başka bir kuruluştan tek kuruş yardım almadan o atıl binayı, bir övünç kaynağı müzeye dönüştürdü.

Müze, önümüzdeki yılın ilk aylarında hizmete açılacak. Müzede yok yok… Değişik çağlara ait 16 ayrı zeytinyağı fabrikası modeli, modern bir zeytinyağı fabrikası ile birlikte ziyaretçilere tarihi yansıtacak.

Dünyada başka bir örneği bulunmayan müzede son hazırlıklar devam ederken, biz de Levent Hocamızı ziyaret ettik. Gördük ki, bu müze bildiklerimizden değil. Her şey doğal, engelsiz ve de öğretici, bilgilendirici…

İşte tüm detayları ile Levent Köstem Zeytinyağı Müzesi karşınızda…

Röportaj: Burcu Koçnard

 

– Levent Hocam, bize kendinizi ve müzeyi anlatır mısınız?IMG_2401

– Yaklaşık 12-13 yıldır zeytinle ilgili uğraşıyorum. Zeytinyağı müzesi de oluşturabilmek için yaklaşık 10 yıldır malzeme topladım. Üç yıldır da Uzunkuyu’daki bu binanın restorasyonu ile uğraşıyorum. Bu bölgede Nohutalan ve Uzunkuyu köyleri sınırları içinde kalan arazide zeytin diktik. Bizim bu müzenin olduğu alan Uzunkuyu’da ve Çeşme asfaltı üzerinde. Jandarmanın karşısında, 20 bin dönüm arazi içerisinde, 5 bin metrekarelik kapalı alanda bir bina. Burası daha önce mobilya fabrikası olarak kullanılmış, uzun yıllar çalışmış. Sonra burayı biz aldık ve restore etmeye çalışıyoruz. Dünyada gelişen müzecilik anlayışında aslında yaşayan müzeler anlamında bir takım kavramlar var. Yani içerisine, sadece müze malzemelerini koyun ama orayı yaşatamıyorsanız, aktiviteler yapamıyorsanız, insanlar gelip gidemiyorsa orası bir müddet sonra, yaşamıyor. Bunu nasıl düzenleriz, nasıl yapabiliriz diye çok uğraştık ve burada böyle bir konsept yaratmaya çalıştık. Burada bir zeytinyağı müzesi ve bir de sabunluk, hijyen müzesi var. Müzenin içerisinde değişik büyüklüklerde 4 tane de toplantı salonu var. 20 kişilikten 300 kişiliğe kadar büyüklükteler. Burada 16 eski zeytinyağı fabrikasını yeniden canlandırdık. Biliyorsunuz, dünyada en eski zeytinyağı işliklerinin en başında Klazomenai Zeytinyağı İşliği geliyor ve Urla’da İskele’de bulunuyor. Biz bunun bir benzerini de müzemizde yaptık. Buradan milatladık aslında, milattan önce 6. yüzyıldan başlayarak günümüze kadar gelen bir tarih yolculuğu var. Müzenin içerisinde modern bir zeytinyağı fabrikası da var. 20 ton/gün kapasiteli bir fabrika. Yaklaşık 100 ton alabilecek kapasitede bir zeytinyağı deposu da yarattık. Yani her gelen kişi burada 6. yy.’den itibaren günün zeytinyağı teknolojilerini görmüş olacak. Onlarla ilgili bilgi edinmiş olacak. Tabi biz burada sadece zeytinyağı kültüründen söz etmek istemiyoruz. Burada yapılacak olan çalışmalar, zeytin, zeytinyağı, sabun, bu bölgenin, özellikle Yarımada’nın sözlü tarih çalışmaları, arkeolojisi, bu bölgenin tarihi, bu bölgenin ticari arkeolojisi gibi bir çok konunun burada tartışılmasını zaman zaman toplantılar düzenlenmesini istiyoruz. Bu müzenin bu bölgeye neler getirebileceğini, ne gibi katkılar bulunabileceğinin farkındayım. Bittiği anda bu bölgeye bir hayli katkı sağlamaya başlayacak. Tabi Avrupa’da Amerika’da bu gibi müzeler sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte, belediyelerle birlikte, Kültür Bakanlıkları ile birlikte çok önemli işlevler görüyorlar. Özel müzeler olsalar dahi. Ve birlikte çok değerli çalışmalar yapıyorlar ve bulundukları yöreye çok büyük katkıları bulunuyor bu tür müzelerin. Bu anlamda bu müzenin sadece bulunduğumuz Uzunkuyu ve civarındaki bütün batı köylerine değil, Urla’ya hatta Yarımada’ya çok büyük katkı sağlayacağına inanıyorum.

IMG_2457Katkı tabi hem kültürel anlamda olacak, hem tarih envanterinin çıkarılması, hem de çocukların eğitilmesi anlamında… Biz müzeyi kurgularken, müzede insanlar geldiklerinde vakit geçirebilsinler diye bir restoran hazırladık. Alışveriş yapabilsinler diye bir kaç alan yarattık. Bu tür müzeler içerisindeki sanat çalışmalarını hiçbir zaman göz ardı etmemek gerekiyor. Bu nedenle müzenin arka tarafındaki ahşap ve seramik sanatlarıyla ilgili alanlar hazırladık. İçeride çocuklara yönelik300 metrekarelik kapalı bir alan yarattık. Bu alanı çocukların eğitimlerine kullanmak istiyoruz. Bunun güzel örneklerinden bir tanesi Koç Müzesi’nde sergileniyor. Bahçemizde bir tane, 5 oda, bir salonumuz olan butik otelimiz var. Bir de 7 dönümlük çocuk oyun bahçesi var. Bu bahçede klasik Türk anlayışında kaydırak falan göremeyeceksiniz. Çünkü bu kaydıraklar, çocukları şartlandıran bir şey. Çık çocuğum şu kaydıraktan kay, çık tekrar kay… Biz bunları istemiyoruz. Özgürce dolaşsınlar, çapa yapsınlar, sebze diksinler, ağaca tırmansınlar, düşsünler, toprakla oynasınlar. Yani kirlensinler burada öyle evlerine gitsinler. Amacımız o. Becerebilirsek bir kaç hayvan koymak istiyoruz. Bunların yurt dışında çok örnekleri var. Özellikle İngiltere’de eğitim bahçelerinin okulların bir çoğunda örnekleri mevcut. Aslında, 1969 yılında Buca Ortaokulu’nda okurken bizim de eğitim bahçemiz vardı. İlkokulda bize nasıl sebze dikilir, nasıl çapalanır öğretirlerdi. Tarım dersimiz vardı, bize aşı yapmayı dahi öğretmişlerdi. Ama o günden bu güne geldik. Çocuklar tamamen doğadan koptular. Biz burada doğru beslensin, doğayı öğrensin, bahçede istedikleri kadar koşsunlar, oynasınlar, enerjilerini atsınlar diye böyle bir yer yaratmaya çalışıyoruz. Ama bunu yaparken de çocuklara zeytinyağının saplığımıza ne gibi faydaları olduğunu da öğrensinler istiyoruz. Temizlik nedir? Hijyen nedir? Sabun nedir? Bunlar anlatılsın, bilimsel bir takım da çalışmalar yaparak, bunları oyun formatında çocuklara vererek, çocukları biraz da doğa ile barıştırmanın yollarını düşünüyoruz.

– Bu anlattıklarınızın Türkiye’de bir benzeri var mı?

– Ben duymadım. Sanıyorum bu konseptte bir ilk olacak.

– Bu çalışmalarınızda, yerel yönetimden ya da devletten yardım aldınız mı?IMG_2435

– Bugüne hiç kadar almadım. Alamadım daha doğrusu. Almak istedim. Niye istemeyeyim. Ama olmadı. Bir çok yere başvurdum. Olmadı, alamadık. İZKA’ya başvurduk ama reddetti. O kadar şekilci davranıyorlar ki… Yok dosyanız eksik olmuş, yok bir evrak eksik… Yahu kardeşim, dosyası iyi hazırlanmış bir takım saçma sapan proje İZKA’dan para aldı. Gelir yapılan işi görürsün. Ama dersin ki, ‘Çok güzel işler yapıyorsunuz ama dosyanızda şunlar eksik. Bunları tamamlayın, desteğimizi verelim’… Biz de düzeltiriz… Ben ayrıca dosyalarımızda eksik olduğu kanaatinde de değilim. Sponsor bulmak da çok zor. İzmir’de sponsor aradım destek bulamadım. İstanbul’dan bir-iki görüşmemiz var. Aslında yurtdışında böyle müzelere özellikle yerel yönetimler büyük destek veriyor. Yerel yönetimlerden biz bu binanın camını çerçevesini yapmasını beklemiyoruz tabii ki. Ama en azından gelip ağaçlarını dikebilir. Yer döşemeleri sağlanabilir. Yani çok şey yapabilir yerel yönetimler aslında ama yok. Kimseye de bir şey demiyorum. Yerleşmiş bir geleneğimiz yok deyip geçiyorum.

kostem2– Ne zaman açmayı hedefliyorsunuz?

– Ben çalışıp kazanıp, buraya harcama yapan bir kişiyim. Her zaman öngörülerim tutmuyor ama sanırım 5-6 ay içerisinde açılacak gibi gözüküyor. Bütün ağır işlerin hepsini bitirdik. Havalandırmaları, seramikleri tamamladık. Cam çerçevelerin önemli kısmını taktık. Bahçe döşenecek. Taşlar da gelmeye başladı.

– Müzede yer alacak 16 zeytinyağı fabrikası göstermelik mi olacak?

– 2 tanesi çalışır durumda. Onları Erdoğan Ağabey kurdu. Klazomenai İşliği çalışabilir durumda. Onda senede bir geleneksel sıkım yapmayı düşünüyoruz. Yine Erdoğan Ağabey’in yaptığı, Ertan İplikçi’nin çizimini yaptığı 1580 yılına ait bir Osmanlı İşliği var. Biz mesela daha önce Urla meydanında bununla sıkım yaptık. Buradan taşıdık makineyi. O kullanılabilir durumda. Bir de modern fabrikamız var. Ayak zeytinyağı fabrikaları var. Buharlı fabrika var mesela. Ama metal yorgunluğu mevcut. Yani çalıştırırsak bir tarafı kırılabilir. Mesela mazotlu sistem var. Biz aldığımız yerde çalıştırdık. Sorunsuz çalıştı. Ama burada çalıştırmayı düşünmüyorum. Aslında tabi İzmir Sanayi Odası da farkında değil. Ben onlara destek için başvurdum. Geldiler, gittiler biz destek veremeyeceğiz dediler, peki dedik teşekkür ettik. Burası Koç’un müzesinden sonra ikinci sanayi müzesi. Ve spesifik bir sanayi müzesi. Zeytin sanayisi ile ilgili bir müze… Burada, bir gemi var. Milattan önce 1300 yıllarına ait. Uluburun batığının bire bir reprikası var. Bunun da çizimini Osman Erkurt yaptı. Osman Hoca ve Erdoğan Ağabey’in kontrolünde, Urlalı Salim Usta’ya yaptırdık. Çok da güzel oldu. Amforalar yaptırıyoruz. Urla amforası, Midilli amforası gibi değişik amforalar olacak. Menemen’de Hasan Bey, bu amforaların birer örneklerini yaptı. Urla’dan, şaraplar, zeytinyağları başka adalara nasıl taşınmış onu betimleyeceğiz. Biz bunları yapıyoruz da devleti yöneten yerel veya genel yöneticilerin ilgisini çekemiyoruz.

– Burada tüketime sunacağınız ürünlerin menşei de Urla mı olacak?IMG_2388

– Benim zaten bol miktarda zeytinyağı çıkarabileceğim ağaçlarım var. Ama bunun haricinde kütlesel ağaçları bulunan insanların zeytinlerini de burada sıkmayı planlıyoruz. Ama bir takım kurallar getireceğiz. Mesela zeytin şöyle toplanacak, şu kalitede olacak gibi. İtalya’da nasıl 100 ton ve altında üreticiler için bir takım kurallar var, biz de o kuralları burada uygulamak niyetindeyiz. Barbaros’ta Batı Urla ve Köyleri Derneği var. Onlara da teklifte bulundum. Sicilya’da, İtalya’da, İspanya’da olduğu gibi, köylerin kooperatifleşmesi ve bu kooperatiflerin birleşmesiyle oluşacak oluşumlar gibi bir örnek yaratalım. Tabi bu sadece zeytin için değil. Sabun var, tarhana var, makarna var, kurutulmuş ürünler var. Bamya var, el işleri var. Biz dedik ki bir işletme oluşturulsun, biz bu ürünleri 250 metrekarelik restoran ve satış stantlarımızda sergileyip, pazarlamasını yapalım. Bunların kurslarını verelim. Yerel yönetim de bu işlerin içine katılsın. Ama kabul görmedi. Aslında bu bölgede yerel kalkınmayı tetiklemesini çok arzu ediyordum bu müzenin. Kırsal kalkınmayı tetiklemesini… Aslında bu bölgeyi bekleyen bir tehlike var bu köyler açısından. İstanbul-İzmir yolunun bitmeye başlamasından dolayı çok fazla arsa arayan, arazi arayanlar çok fazla. Bunun da etkili olduğunu düşündüğüm bir boş vermişlik var. Bir şeyler üretelim çabası yok. Tabi bir şey diyemiyorsunuz. Çünkü bu ülkede kooperatifçilik kötü sınav vermiş. Burada ORKÖY diye kötü bir örnek olmuş. Bu kötü örnek korkutuyor.

– Aziz Bey (Kocaoğlu) gelip gördü mü?

– Hayır gelmedi. Ziyaret etmedi. Mesela bize çok ünlü olan İtalyan Fabrikası’nın temsilcileri geldi. Dünyanın en büyük firması. Adam şaşırdı. ‘Ben dünyadaki bütün zeytinyağı müzelerini gezdim. Böyle bir yer görmedim’ dedi. İlk sorduğu, ‘Devlet size ne kadar verdi’ cümlesi oldu. Hiç bir kuruş yardım etmedi dedim. Peki yerel yönetim ne kadar yardım etti diye sordu bu kez. Onlar da yardım etmedi dedim. Çok şaşırdılar. Bu bizim ülkemizde olsa, yardım yarışı başlar dediler. Biz kendi paramızla yapmaya çalışıyoruz. Ama iş gecikiyor tabii. İlginçtir ki, tüm İzmir ili içerisinde Kültür Yatırım Belgesi olan tek bina bu binadır.

IMG_2430– Şimdi olaya biraz da esprili yaklaşacağım. Diyelim ki bu müzeye 2 trilyon para harcadınız. Bu parayı neden gezip, dünyayı dolaşarak değil de, gelir getirecek yatırımlara yatırmayıp da niye müzede ısrarcı oldunuz?

– Bu soruyu bazen ben de kendime soruyorum. Birkaç dosttan başka bu projeyi destekleyen olmadı.

– Biz, yerel değerlerin gelecek nesillere aktarılması, bunların yaşaması için tanıtımlarının yapılması konusunda da geri kalıyoruz diye düşünüyorum. Örneğin, İskele’deki Zeytinyağı İşliği için de gerekli ve etkili tanıtım yapılmıyor…

– Evet ama orası sponsorlukların desteği ile yürüyor. Ben o işliğin nasıl sıkıntılarla uğraştığını biliyorum. Bakın bir örnek vereyim. Oğlumun yanına San Diego’ya gittik. Oğlum, ‘Baba burada ilginç bir müze var. Oraya götüreyim seni’ dedi. Gittik, 150 yıllık bir zeytinyağı işliği. Daha eskisi yok ki ellerinde. 150 yıllık işliği görmek için ziyaretçiler yarış yapıyor. Bizim burada 2 bin 600 yıllık işliğimiz var, ziyaretçi çekemiyoruz. Düşününce tüylerim ürperiyor. 2600 yıl. Ne Osmanlı var, ne Romalılar! Romalılar’dan öncesine ait bir işlik bu… Ve döneminin en modern zeytinyağı işliği… İzmir ili içerisinde belediye başkanlığı yapan kaç kişi gezdi orayı acaba?

– Sanatsal faaliyetlerde neler olacağı konusu da planlanmıştır tabii

– Tabii ki. Biz burada ne olacağını araştırıp, tartışarak belirledik. Yurt dışındaki örneklerini görerek karar verdik. Bilim Kurulu toplantıları yaptık. Bu bölge üzerine neler geliştirilebileceği konusunda fikirler oluşturduk. Klazomenai kazı ekibi bize çok büyük destek veriyor. Yaşar Hoca, Elif Hanım, Ertan Bey… Amacımız burası örnek bir yer olsun. Restoranımıza yemek için gelen ziyaretçilerimizden, ‘Ben bu yemeğin yapımını denemek istiyorum’ diyenler için ayırdığımız özel bölüm var. İnsanlar arka taraftaki bahçeden sebzelerini toplayıp gelsinler, burada ustalarımız gözetiminde pişirsinler… İşte böylesine özel bir yer tasarlıyoruz. Engellileri de unutmadık ve projelerimizi tamamen onların kolaylıklarına göre düzenledik. Engelli tuvaletinden, engelli asansörüne kadar en küçük detaylar bile düşünüldü. Kısacası burası engelsiz bir kurum olacak aynı zamanda.

– Başlangıçtan bu yana ne kadar zaman geçti?

– 13 yıl kadar oldu. Bu malzemeleri toplamak çok uzun sürdü. Dolaşmadığım yer kalmadı malzemeleri toplama aşamasında.

Etiketler: » » »
Share
#

SENDE YORUM YAZ